26 Kasım 2011 Cumartesi

Galatasaray-Ros Casares maçının ardından

Galatasaray kadın basket takımı bilindiği gibi 23.11.2011 tarihinde Abdi İpekçi Spor Salonunda oynadığı Ros Casares maçını 30 sayı farkla 46-76 kaybetti. maç hakkında çok konuşuldu herkes kendince ortadaki hataları söyledi. Bir de ben konuşmak istedim. Genel olarak GS ile ilgili eleştiri yapmamaya yada bu eleştirileri birinci şahıslara yapıp fazla seslendirmemeye çalışan biriyim. Ama kamu oyunda oluşan algı, farklı yerlere kaymaya başladı bunu irdelemek gerekiyor.

Öncelikle Ros Casares'in Euro League F8'deki en önemli rakibimiz olduğunu zaten aylardır söylüyorduk. Bunu kadın basketboluna yakın, aşina ve biraz ilgilenen herkes biliyordu. F8'e hangi takım kaçıncı sıradan girerse girsin Bizim için önemli 2 takım var. UMMC Ekaterinburg ve Ros Casares.  Ve bizim için büyük bir şans ki bu takımlarla aynı gruptayız. Birçokları bunu iyi görmese de bence gayet şanslı bir durum. Çünkü misal Fenerbahçe'nin  bu pazar günü oynayacağı GS maçı dışında F8'e kadar kendini test edeceği hiç bir maç olmayacak ve hatalarını eksikliklerini göremeden F8'e gelecekler. Bizim grubumuzdaki biz dahil 3 takım ise her gün eksikliklerini test etme imkanı bulacak.

Konuyu dağıtmadan Ros Casares maçına gelmek gerek. Ros Casares maçı sonrası koçumuz Ceyhun Yıldızoğlu'nun maç sonu röportajını dinledim. Bence talihsiz bir konuşmaydı ama o konuşmadan başka yapacak konuşması da yoktu. 2 ay önce bizim teknik kadromuzu geçtim, herhangi bir GS kadın basketboluna ilgi duyan birine sorsanız, ribauntlarda ezileceğimizi söylerdi zaten. Maç içinde takımın bu durumlara gelme sebebi olarak -çok ribaunt verdik- demek normal taraftarın yapabileceği bir eleştiridir ama Teknik kadro böyle bir eleştiri yapamaz, yapmamalı. Biz hangi önlemi alırsak alalım, rakibin ribauntlarda bizden iyi olacağı kesindi. Her an 3 tane uzunla oynayan bir takımın, kadrosunda 1 tane uzunu olan (Matic'i saymıyorum) bir takıma karşı, bu üstünlüğü sağlaması doğaldı. Takım buna rağmen Ros Casares gibi bir takımı iyi bir sayıda tuttu 76 sayı yedik. Yani sanılanın aksine maçı vermemizin, dahası bu derece fark yememizin sebebi çok ribaunt vermemiz değil hücumda ritm bulamamamızdı.

Hücuma gelince ortada bir çok yanlışlıklar vardı hangisinden başlayacağımı bilmiyorum. Öncelikle şunu bilmek gerekir Kadın basketbolu erkek basketbolundan farklıdır. Dünyanın her takımında illaki 1-2 oyuncunun eline bakar Kadın basketbolundaki takımlar. Bizim takımımızın da o anlamda dünyanın en iyilerinden olan Diana Taurasi ve Tina Charles'ın eline bakması şaşırtıcı bir durum olmamalı. Ama takımın tüm şut alternatiflerinin bu iki oyuncunun saha içi günlük formuna, şut isabetine ve yaratıcılıklarına bırakılması takımınızı güdükleştirir. Sonuçta bu insanlarda robot değil ve illaki kötü günleri olacaktır. Ama kötü gününde bile bu oyunculardan yararlanmayı bilmek ve diğer oyuncuları oyunun içine sokmak lazım.

Maçta görülen hücum hatalarından bahsedelim. Bildiğiniz gibi Işıl ve Prince bizim 1 numara obsiyonumuzu sağlayan oyuncularımız. Ve ikisi de birbirinden çok farklı yeteneklere sahip oyuncular. Top Işıl'dayken hazırlanacak hücumla, Prince'deyken hazırlanacak hücum aynı olmamalı. Maç içerisinde bir çok defa gördüm Prince topla köşeye gidiyor, başında onu savunan bir oyuncu ve o sırada Tina yardıma geliyor. Tabi Tina ile birlikte onu savunan 2 kişi de yardıma gidiyor. Böylelikle köşede Prince'e 3 kişi birden baskı kurmaya başlıyor ve dengesiz şutlar veya top kayıpları oluyordu. Oysaki top Prince gibi oyunculardayken Tina'nın tam tersi, potanın diğer tarafına gitmesi 2 oyuncuyu da diğer tarafa sürükleyeceğinden Prince gibi potaya dripling yapmayı seven oyunculara kolaylık sağlayacaktır. Top Işıl'dayken ise tam tersi Tina'nın oraya gelmesi takımın diğer oyuncularından boş olana topun inmesini sağlar. Ama hücumlarda iki PG'miz için de tam tersini yaptık. (Bunu oyunu köşelere çektiğimiz zamanlar söylüyorum)

Diana maçın başında Fast Break'e çıkarken potaya gitmek yerine ters tarafa giderek potayı görmeye kalktı. Oysaki iki pozisyonda da karşısında rakibin 6 numaralı en kısa oyuncusu vardı, yanlış tercihler yaptı. Bu Dee'nin mental anlamda sorunları olduğunun göstergesi. Mental anlamda diri bir Dee, o iki pozisyonda da potaya gider hatta basket faulü de aldırırdı.

Takımda şut tercihleri konusunda da bir sıkıntı var. Galatasaray o anlamda çözülmesi kolay bir takım haline gelmiş durumda. Tina ve Dee'yi tut, Prince'in içeri girmesine izin ver, pota önünde dur bekle ona engel ol, böylelikle GS'ı büyük oranda zayıflatmış oluyorsun. Çünkü takımda şut kullanan oyuncu sayısı sadece 3 (Dee-Tina-Prince). Bu tarz savruk oyunlar, rakibin işini kolaylaştırmakta. İşin garip yanı yerli oyuncularımızda şut atmamaya yeminli gibi bir oyun oynuyorlar. Şimdi ben Ceyhun hoca'ya "Hocam senin takımında Gülşah ve Şaziye gibi şutu düzgün iki tane oyuncu var!" desem saçmalık olur. Çünkü bu oyuncuları yaratan insanlardandır Ceyhun Yıldızoğlu. Şaziye gibi sokmaya başladığında Dee'den daha tehlikeli bir oyuncu olan Şaziye'ye maç boyunca şut attırmamak ve böyle böyle kızın şutörlüğünü elinden almak ilginç. Eğer bunu hoca yapmayıp Şaziye kendi kendine kazanmışsa, o zaman Hoca'nın resmen baskı yapıp Şaziye'nin ve Gülşah'ın şut atmasını sağlaması gerekiyor. İlk Periyot Dee-Tina kilitlendi. Rakip için her şey yolunda gidiyor, Işıl boş kaldığı şutlardan (ki sık sık boş kalıyordu) 2'sini kullandı 5 sayı çıkardı rakip coach hemen mola aldı. Büyük ihtimalle Hejkova "bu nerden çıktı lan!!" diyip afallamıştır. Hemen Işıl'a önlem almaya çalıştı. İkinci yarı aynı şekilde Gülşah 2 atış soktu Hejkova gene mola aldı. Gülşah da onu epey şaşırttı. Çünkü onların hazırlandığı GS'da, Dee-Tina ve Prince dışında top kullanan yok. Ki onu şaşırtmadık da. Şaziye bomboş kaldığında bile çevresi dolu olan Tina'yı görmeyi tercih etti. Oysa maç içinde Şaziye, Gülşah, Işıl, Bahar şut kullansa, girmese bile rakip Dee ve Tİna üzerindeki baskısını azaltırdı. 

Sonuçta beklediğimiz (nedense Ceyhun hocanın beklemediği) şekilde bolca ribaunt verdik ama gene de rakibi istediğimiz sayılarda tuttuk. Sizce Galatasaray'ın 76 sayı yemesi mi şaşırtıcı yoksa 46 sayı atması mı? Galatasaray'ın sorununun, verdiği ribauntlar olmadığını herkesin anlaması gerekiyor. Ceyhun hoca artık takıma, (Tina-Dee-Prince) bu üç oyuncu dışında çizilen hücumlar öğretmeli, çizmeli, oynatmalı. Ve bunu özellikle lig maçlarında kesinlikle uygulatmalı. Ayşe Cora-Işıl, Şaziye, Gülşah, Bahar'a -her maç en az 5 şut atacaksın- diye şartlandırılmalı. Ayşe Cora'nın Genç milli takımda attığında giren şutlarla, ligimiz arasında bir fark mı var? Milli maçlarda 3 sayı çizgisi 4.5 metreye mi çekiliyor?  Turnike atarken tüm rakipleri sağa mı çekiliyor milli maçlarda? Milli maçta şut attığında isabet sağlayan bu maçlarda da attığında isabeti pekala sağlayabilir. Sonuçta böyle bizim gücümüzle eşdeğer olmayan rakiplere karşı oynarken bu oyuncular şut atamayacaksa hangi maçta deneyecekler şutlarını? Oyun çizimlerini nerede oynatacağız? Tarsus'a karşı oynarken bile Dee - Tİna 36-37'şer dakika oynuyorsa hocanın artık düşünmesi lazım bir şeyleri.

Taraftarda ve camiada da suç var. Her maç hedef maçı olarak gösteriliyor. Ucuz medya  kopyası gibi hareket eden ergen taraftarlar var.  Takım Cumhurbaşkanlığı maçı oynuyor, "Hedef maçı kaybedersek biteriz". Prag'a deplasmana gidiyoruz "Geçen sene deplasmanda galip gelememiştik bizim için Hedef maçı!!" Hadi yeniyoruz ordan geliyoruz, "Prince oynamayacak UMMC bizim rakibimiz yenersek mesaj veririz hedef maçı!" Onu bitir, koş Macaristana  "iki defa deplasmanda galip gelmeyeli 3 yıl oldu yenersek deplasman fobisini kırarız hedef maçı" koş Paris'e, "13 saat yolculuk yaptılar kızlar için karakter sınavı olacak mesaj vermeliyiz!!" derken kızlarımızın üzerine iyicene yük bindirdik.Bir takımın sezon başında hatta tüm sezon boyunca bu kadar hedef maçı olmaz. Kimse durumun farkında değil. Kızlara baskı yapıyoruz ama anlamıyoruz. Tabii ki Cumhurbaşkanlığı maçı hedef maçıydı. Çünkü o kupayı alırsan lig ve EL'deki önemli bir rakibine mesaj veriyorsun. Ama diğerleri bizim için reel anlamda bir şey ifade etmeyen sadece antrenman maçından hallice olan maçlar. Ne oldu Ros Casares'e yenilince şampiyonluk iddiamız mı bitti? UMMC'yi yenince onları bitirdik mi? Bıraktılar mı EL hedefini? Kendi kendimizi kandırıp kızlarımıza gereksiz stres yüklüyoruz. Son Ros Casares maçını kaybedeceğimiz, Tarsus maçından belliydi. Kızların yüzü gülmüyordu. Hepsi mental yorgunluk yaşıyordu. Tina her molalardan en son kalkıyordu Çünkü mental yorgunluk, fiziksel yorgunluğu en rahat tetikleyen olgudur. Şimdilerde taraftar diyor ki 1. olamayacağımıza göre 4. veya 5. olalım 1. ile aynı grupta olalım :)) E tüm maçlarımızı kaybedersek 8. olup gene 1. ile aynı grupta olabiliyoruz. O zaman bu heyecan bu panik neden?

 Ben basketbol şubesinin yerinde olsam Takımı kenara çekerim, Başta Tina olmak üzere hepsine "FB maçını kazanırsak sıra ile 5'er gün izin vereceğiz size" derdim. Çünkü ne yazık ki kulüp idarecilerinin basiretsiz veya iş bilmez tavırları takımın mental dinlenmesine imkan vermiyor. Misal takım Prag'a maça gidiyor ama ertesi gün dönüyor Prag deplasmanından. Prag neresi? İstanbul'dan günde 250 uçağın kalktığı ve indiği bir şehir Prag. Kadın takımının maçı TSİ 21:00 gibi bitmiş olmasına rağmen o gece İstanbul'a dönecek bir uçak bulunamadığından kızlar ertesi gün akşam üzeri dönüyorlar deplasmandan. Yani mental olarak dinlenebilecekleri özel hayatlarını yaşayabilecekleri o 1 gün, kızların kamp ortamında beraber yaşaması ile sonuçlanıyor. Ardından Macaristan deplasmanı oluyor aynı şeyler burası içinde geçerli. Paris Bourges deplasmanını hiç anlatmıyorum. Yani kızların mental dinginlik sağlayacağı o 1 gün ellerinden alınıyor. Mental dinginlik derken gidip barda clup'da eğlenmelerini kastetmiyorum. Evde makarna yapmaları, Play Station oynamaları bile farklıdır kamp ortamında yapmak zorunda kaldıklarından. Bunu sağlayamadığımıza göre hocanın bu anlamda kendisinin takım içinde bu mental dinlenmeyi sağlayacak girişimlerde bulunması gerekiyor (ki var olan bu süreçten hocanın suçlu olmadığını biliyorum). Bourges maçının saatinin Yerel saat ile 4 de sonra 5 de olduğunu söyleyen ve takımın buna göre uyku yemek ve antrenman programı yapmasına sebep olan idarecilerimiz var. Takım TSİ 18:00'da salonda maç var diyerek salona geliyor ama maç TSİ 20:00'da başlıyor. Yani mental yorgunluğa bindikçe biniyor. Bunların devam etmesi takımda iç  huzursuzluğu daha da arttıracaktır. Zaten sağolsun bu sürece hiç iyi katkı vermeyen sözde taraftarlar da var. Takımda bu karmaşayı önleyebilecek olan Işıl, Bahar, Gülşah gibi oyunculara forum ve sosyal medya ortamlarında saçma eleştiri yapmayı görev bilenler bulunmakta. Y.Begüm Dalgalar'ın, Şaziye'den, Gülşah'dan daha iyi olduğunu düşünen insanlar var. "Şaziye gitsin, Begüm gelsin" deniyor. 

Şöyle anlatayım. Bu ülkede Kadın basketbolunda yerli anlamında 30 kadar iyi oyuncu var. Milli takım yazın Antalya'da 20 kadın basketbol oyuncusu ile kamp yaptı. Begüm o kadroda yoktu. Ve buna rağmen -Begüm daha iyi Şaziye'den- diye çıkan, GS'a hiç bir faydası olmayan eleştirilerle kişisel matürbasyonlarını yapan taraftarlar bulunmakta. Ya da Melisa iyi bir devşirme değil o gitsin KASKI'deki Bahar'ı alalım diyenler var :)) Yahu zaten uzun rotasyonumuz sıkıntılı. Siz o  rotasyona giren Melisa gitsin, yerine 3 numarada oynayan Bahar gelsin, diyorsunuz. Bir bakalım takımda 3 numarada kim varmış? Alba-Dee-Gülşah-Şaziye hatta sıkışırsak Bahar Çağlar :)) Takımın en kalabalık oyuncu kadrosunun bulunduğu mevkiye bir de devşirme hakkımızı kullanalım Bahar gelsin. Basketbol atla deve değildir, bir matematiğe dayanır. Homojen kadro bunun ilacıdır. Ros Casares'e yenildiğimizde  "Alba ve alınacak bir avrupalı uzunla işler düzelir" demek hurafeden öte bir şey değildir. Takımınızın bir sistemi ve tüm oyuncuların katıldığı bir düzen yoksa, bir iki oyuncunun eline bakıyorsak, Alba veya gelebilecek avrupalı uzunun takıma katacağı bir şey olmaz. Ros Casares'e o kadar ribaunt vermeyiz, maç 46-66 biter değişen olmaz. Bu yüzden yapılması gereken ilk iş, takımın oyuna ortak olması sağlanmalı, takım içinde alternatif şutörler yaratılmalı ve maç ne olursa olsun 30 dakikadan fazla süre hiç bir oyuncuya verilmemeli. Normal sezonda 36-37 dakika süre verdiğin oyunculara Play Offlarda 40 dakika vereceğin kesin demektir. Bu da ne demek? Geçen seneden ders alınmadığı anlamına gelmez mi? Sylvia ve Bahar'ı, Kayseri ve FB serilerinde 40'ar dakika kullanıp  eritmedik mi?

Çok uzatmak istemiyorum. Galatasaray Kadın basket takımı ile ilgilenen idareciler işin feodal kısmında çok ilerleme sağlamış. Birbirlerinin hatalarını ört bas edip hataları gizlemek takım üzerinde farklı kanallardan baskıyı arttırıyor farkında değiller. Ceyhun hoca desen, Tina-Dee endexli oyununa devam ederse, takımdaki diğer oyuncuların özgüvenini iyice bitirecek. Bu arada Dee-tina'nın da üzerindeki baskıyı arttıracak. Özellikle Dee gibi Winner kalıbında olan oyuncular, o baskı sonrası olumsuz performansları ile daha çok hırs yapacak daha çok ve yanlış şutlara dönecek ve takımın dengesini bozacak. Prince'e kesinlikle önlem almak gerekiyor. Oyun kurmak yerine -alan bulayım potaya gideyim- saplantısından kurtulmalı. Bir PG, bilmeli ki hücumda sağdan sola, soldan sağa yapacağın 5-6 pas rakip savunmayı yıpratacaktır. Konsantrasyonları azaldığı an da gerekli hamle yapılır, içeriden ve ya dışarıdan ama böyle her topu eline aldığımızda yapacağımız driplingler, rakibin seni çözmesini kolaylaştırdığı gibi seninde aşırı yorulmana ve maçın sonunu getirememene sebep olur. En azından bu silahı rakibe göre ayarlamak gerekiyor.

Pazar günü FB ile Caferağa spor salonunda bir maç oynayacağız. İşte bu maçta Prince'in o driplingleri faydalı olacaktır. FB'nin en zayıf karnı, savunma yapmayan PG'lere sahip olması. Ne Birsel, ne Esmeral, ne de (oynamayacak gerçi) Babkina savunma yapan oyuncular değiller. Prince gibi şutu iyi olan PG'ler için bulunmaz nimettir bu takımlar. Caferağa'da Prince'in önderliğinde, çok iyi bir maç çıkaracağımızı düşünüyorum. Maçtaki bence en kilit oyuncularımız Prince ve Bahar olacaktır. Zira Bahar ile eşleşen Nevriye, Bahar'ın genç-diri ve hızlı ayaklarına karşı ilerleyen yaşı ve bel rahatsızlığı nedeni ile yavaş kalıyor. Bahar'ın topu aldığında içeri kat etmesi onu engellemeye çalışacak Angel'i de yoracaktır(ki Nevriye'nin yetişebileceğini sanmıyorum) Öte yandan Tina'nın, maçı "hedef maç" seçmesi halinde Matoviçe hız, Tamaneye karşı da güç anlamında avantajı olacaktır. Dee için önemli bir maç listesinde olduğundan onu bu maç öznelinde tartışmaya gerek yok. Rotasyona başlandığında Şaziye'nin oyunda, şutu ile bulunması, rakibin alması gereken önlemleri arttıracağından 3. çeyrek ile birlikte GS'ın oyunu hakimiyeti altına alacağı bir maç olacaktır. Bu anlamda takımın Prince'e ve onun oyunda olmadığı anlarda Dee'ye topu verip pota altını boşaltıcı, rakip uzunları potadan uzaklaştırıcı oyunlara girmesi yararlı olacaktır. Işıl'dan ve Gülşah'dan gelecek sayılar, gerçekten extra olacaktır. Işıl uzun zaman sonra rahat oynayacağı bir maça çıkacak. Çünkü yıllardır oralarda ona maç başından başlayarak küfür edenler, artık okları Dee'ye çevirecektir (Dee'nin bunu anlamayacağı da kesin) Sonuç olarak, Pazar günü kızlarımız hedef maçlarını kazanıp FB'yi kaosa atacaklardır. Ondan sonra umarım bu kızları dinlendirme imkanımız olur.

Teknik Kadro, Taraftar, Yönetim. Hepimizin tek yapması gereken, bu kızların oynadığı oyundan zevk almasını sağlamak. Oyundan zevk aldıkça oynadıkları, bir çok defa ispatlandı çünkü...

2 Ekim 2011 Pazar

Galatasaray Basketbol Şubesinde Sezon Öncesi Sorunlar

     Açıkcası bu yazıyı yazmak için çok düşündüm. Kendimi bildim bileli GS'ın arkasında, Armanın peşinde olan biriyim. GS hakkında da hiç bir zaman kötü konuşmam. Pozitif enerjiye inanırım. Bu yüzden de hep iyi şeyleri insanlara anlatıp o enerjinin yayılması için çalışırım. Ama artık yazmanın şart olduğunu düşünüyorum.

     GS erkek basketbol takımı 2 Ekim akşamı Litvanya'da, L.Rytas ile tarihinin en önemli maçlarından birine çıkacak. Üzerinde sadece Galatasaray yazan formamızla, Euro League'e girmek için mücadele edeceğiz. Son 40 dakikayı oynayacağız. Bu maçı alırsak şubede her şey toz pembe gözükeceğinden bu dediklerim havada kalabilir. Ama şimdi demezsem, olumsuz bir sonuç sonrası taraftar tepkileri arasında kaynayacak ve Akbabalardan biri gibi gözükeceğim. Böyle gözükmemek adına yazıyorum.

     Bildiğiniz gibi GS yönetimi mayıs ayında yapılan Genel Kurulla, Adnan Polat yönetiminden, Ünal aysal yönetimine geçiş yaptı. Ünal Aysal yönetiminin ilk yaptığı işlerden biri de iyi giden şubelerdeki yöneticileri aynen  o mevkide tutmak oldu. GS basketbol şubesinin başında Adnan Polat yönetiminden beri  bulunan Hakan Üstünberk gene bu görevde kulüp profesyoneli olarak kaldı.

     Bir çok arkadaşımız, Hakan Üstünberk'den memnun olsa da biz daha önce farklı mecralarda, endişelerimizi belirtmiştik.Çünkü kendisinin aslen GS'ın ağırlığını kaldırabilecek dominantlıkta bir yönetici olmadığını biliyorduk ve ısrarla söyledik. Gene de bu görüşlerimiz ses getirmedi. Başarılı denen Hakan Üstünberk önderliğindeki Basketbol şubesinin takımlarının, hakkettiği şampiyonluklarının ellerinden nasıl alındığını hep beraber izledik. Bu esnada Hakan Bey sadece maçlara gelen, Coach'a karışmayan  yönetici profili dışında iyi bir adım atmamıştı. Ki bunlara engelsiz aslanlarımızı da eklersek, onların da ligin son haftası apar topar çıkartılan Play Off saçmalığına kurban edilmek istendiğini ve buna da sessiz kaldığımızı belirtmemiz lazım.

     Geçmişi çok sorgulamalı ama yargılamamalı. Bu yüzden geçmişte yapılan hataları bir yana bırakıp önümüze dönmeliyiz. Bu sene takımlarımız ve taraftarımız yeni bir heyecanla başladı sezona. (Takımlarımızın spesific değerlendirmesini daha sonra yaparız). Genel resime baktığımızda Geçen sene ligin seyirci ortalaması olarak en yakın rakibine 3 kat fark atmış  ligin finalisti Erkek basket takımımıza sponsor bulunamamış durumda. Kombineleri çıkartmak için bu sponsorla anlaşma beklenip, anlaşma yapıldığı düşünüldüğünde kombineler çıkarılmış olsa da şu an GS erkek Basketbol takımı sponsorsuz. Forma sponsorumuz "Errea" denen bir marka. Ve bu marka Kadınlarımıza ayrı, Erkeklerimize ayrı bedenlerde ve şekilde formalar yapacağına, erkek takımına göre hazırladığı formalarla iki takımımıza da destek vermekte. Ama bildiğiniz gibi, kadın vücudu ile erkek vücudu arasındaki ölçü ve kesim tarzı farklılıkları bu forma ve şortlarda olmadığı için bu durumdan Kadın basketçilerimiz mağdur olmuş durumda. Özellikle şortlar, kızlarımıza şalvar gibi olmakta. Hemen her oyuncuya diz altına gelen şortlar isabet ediyor. Ki dünyada bilinen bir gerçekdir; formalar, sporcunun en rahat edebileceği şekilde tasarlanır. Sporcu sahaya çıktığında, rahat etmeli. Mücadele esnası bir de forması ile uğraşmamalı. Bu anlamda sıcak gündem olarak Barcelonalı futbolcuların formalarından ettikleri şikayeti ve üretici firmanın hemen buna önlem almak için çalışmalara başladığını unutmamalıyız.

     Formaların ölçü ve kesimleri dışında malzeme darlığı da çekmekte takımlarımız. Canaydın döneminde hatırlarsınız, Kadın basket takımımız, erkek takımının formaları ile maça çıkmıştı. İş o raddede değil ama yedek malzeme darlığı olduğundan oyuncular formalarına sahip çıkmak zorundalar. Maçta 2 forma yırtılsa bench krize girecek o derece bir sıkıntı bulunmakta. Havlulara, idman malzemelerine bakın anlarsınız dediğimi. Takım üzerine numara basılmış formalarla  maçlara çıkıyor şu an. Şortlar dizin altına geldiğinden, şortlarını kıvırıyorlar. Ki herhangi bir hazırlık maçına giderseniz bunu görürsünüz. İdman malzemeleri 3. sınıf malzeme. Takımdaki oyuncuların tekerlekli çantası bile yok yolculuklarda kullanacağı !!! Tekerlekli çanta diyip geçmeyin. O sporcuların taşıdığı çantalar hafif sayılmaz  ve hadi maç öncesi neyse ama maç sonrası o efordan sonra, o çantaları taşımak ölüm gelir insana. Kolunuzda, elinizde, omzunuzda bir rahatsızlık varsa  hiç taşıyamazsınız. Geçen sene, Tuğbanın çantasını taşıyordu kızlar bir maç dönüşü rastlamıştım buna. O zaman merak etmiştim neden bir de onun çantası taşınıyor diye. Meğersem Tuğba omuzundan rahatsızmış diğer omzuna bile alsa ağrı yaptığından takım çantayı  taşıyordu. Bende diyorum "GS basketbol takımları özellikle deplasmana neden aynı tip kıyafetlerle gitmiyor!" Renk renk çantalar eşofmanlar. Sorun takımın malzemesinin olmamasın da. Ve bu sorunlar bu seneye aynen ve daha yoğun yansımış durumda. Malzeme veremeyecekse sponsor olmayacak bir firma!!! 

     Bütün bunları kim düzeltecek? Tabii ki kulübün profesyonelleri. Peki bu profesyoneller ne yapıyor? "Salla başını al maaaşını" anlayışı, resmen şubeye yerleşmiş durumda. İdari heyet hiç bir işe elini atmıyor. Sporcuların sorunlarını minimize edip onların, sadece sahayı düşünmesini sağlayacak olan kişiler, tam tersine iyicene yükü, sporcuların üstüne yıkmış durumda. Kadın basket takımımız geçen sene 3 saatlik yolu 12 saatte Erkek basket takımımız 2 saatlik yolu 8 saatte gitti. Yolculukları-konaklamayı bile ayarlayamayan kulüp profesyonelleri var şubenin başında. Ve Hakan Üstünberk örnek yönetici :)) Takımlarımızın arma için yaptıkları efsanevi mücadeleden de kar payını kendileri alıyor. GS takımları finalde kaybedince sporcular,  moralman bitik, kötü ruh haline sahip olurken, onlar "ohh bu takımla finale kaldık daha ne olsun!!!" sevinci ile duygusal taklalar atıyorlar zihinlerinde.

     Benim herhangi bir kulüp profesyoneli ile hiç bir sorunum yok. Hatta hepsini de çok seviyorum. Galatasaray sevgilerini de biliyorum. Ama görevlerini eksik yapıp sporcuların sadece sahayı düşünmelerini sağlayamayanların başarılı bulunup, Sporcuların başarısız adledilmesi beni derinden sarsıyor. 

     Gecenin bir yarısı fazla derine inmiyorum. Anlatmadığım ve anlatamadığım bir çok detay da var daha. Anlatmıyorum çünkü Galatasaray'ı seviyorum. Bu arma ve onun için çalışanları kötülemek gibi bir düşüncem yok. Tek isteğim yıllar sonra taraftarını da salonlara çekmişken, bu enerjiyi iyi bir dinamiğe çevirmek. Sporcularımızın sadece parkenin iç tarafını düşünmesini sağlamak ve Galatasaray'ımızın, Yenilmez Armada'nın tekrar dönüşüne  şahit olmak.
     Burda Galatasaray yönetimine görev düşüyor. Hakan Üstünberk çok değerli, GS için çalışan bir insan ama ona teşekkür edilmeli. O mevkiye daha dominant, Coachların işine karışmayan ama şubedeki saha dışı tüm gelişmelerle ilgilenen, Hakemlerle, diğer kulüplerle, TBF'yle, Camia ile bağlantıları GS sertliğinde ve duruşunda sağlayacak birini atamak olmalı. Erkek takımında yıldızlarla çalışmaya alışık Oktay Hoca olduğu için  sorun yok ama Kadın takımında yıdızlarla çalışma konusunda sıkıntıları olan biraz içe kapanık bir hocamız var. Bu yüzden takımdaki idari işleri yönetecek, denetleyecek takımı birlikte tutacak bir isme ihtiyac var. O isim Tüm Galatasaray'lıların kabul edeceği gibi Mihriban Oğuz dan başkası değil. Böylelikle kızlar omzularında çanta ile de dolaşmaz deplasmana tek ve uyumlu kıyafetlerle gidilir  ve yolculuklar 12 saat değil 3 saat sürer takım dinlenir. 2. lig takımlarının yaşayacağı sıkıntıları yaşayan bir takım olmamalı benim takımım!

     Galatasaray yönetimine büyük görev düşüyor. Hocanın işine karışmayan, şubeyi toparlayacak o lider yöneticiyi bulmalı ve onun görüşleri doğrultusunda idari kadro yeniden şekillendirilmeli. Galatasaray'ın iyi günlerini hep birlikte yaşamak istiyorsak, bu sporcularımıza bunu borçluyuz. Onlar da taraftarlarına şampiyonlukları borçlu!!

Galatasaray için Herkese rağmen, Herkesle beraber!!!

10 Mart 2011 Perşembe

Düğünler sizindir Cenazeler bizim !

      FB maçı yaklaştı. Sonuçta yönetim-camia krizi olsa da işini sağlama almak isteyen işgüzarlar tarafından  GS'ın her tarafı  karıştırılmaya çalışılıyor. Mevzu gene döndü dolaştı Arda Turan'a geldi. Galatasaray'ımızın kaptanı Arda Turan'a. FB maçında oynayacak mı oynamayacak mı? Arda bu maçta oynamak için belki de 2 ayını daha feda edecek ama oynayacak  Umarım sağlıklı değilse oynamaz. Bize, sahada varını yoğunu ortaya koyacak ama sağlıklı oyuncular lazım. Arda her zaman  sevdiğimiz ve seveceğimiz bir oyuncu olacak, bu maçta oynamasa da. Eleştireceğiz, kızacağız, insan sevdiğini eleştirir. Ama onun yanından da ayrılmayacağız, kurda kuşa yem ettirmeyeceğiz, başkalarının eleştirmesine de müsade etmeyeceğiz. Oynasa da oynamasa da o gün o stadda olacağını,  oynarsa saha içinde arkadaşlarına, oynamazsa tribünde bizimle birlikte  takımına bağıracağına  eminim.

      Bende Arda'ya kızıyorum ama sahaya çıktımı bizler onu ölümüne destekleriz herkesin içi rahat olsun. O herkesden çok GS'lı olan, GS'lılığını sorgulatmayan  büyük grup var. Maçlarda bağırmayan, işi gücü ultrAslan'a çemkirmekten ibaret olan büyük grup. İşte onların ne yapacağını bilemem. Arda'yı tribüne çağırırlar 10. dakika ıslıklarlar. Herşey beklenir  büyük GS'lı olan o insanlardan. Onları gördükçe fanatik ultrAslan olma yolunda ilerlemeye başladım.

      Aklıma gelmişken belirtmek isterim. Kaptan, bugün Cenazede Ayhan ile birlikte yerini almış çok hoşuma gitti. Bizler kötü gün dostlarıyız. kötü günlerde destek verenlere daha bir sıkı sarılırız. Kaptanlarımızın da böyle olması  çok hoşuma gitti.

      Bizler kötü günlerde daha fazla sarılırız GS'ımıza, iyi günde bayrak sallayan, forma giyen, stada gitmek için  bilet arayan hatırlı adamları araya sokan çok olur. Düğünler o GS'lılarındır. Cenazeler, kötü durumlar, bizim gibi GS'lıların gittiği yerlerdir. Arda'da bizim gibi olan GS'lılardan. Her nerde olursa olsun kötü günde GS'ın yanında olanlardan..

      Ne demiştik. "Düğünler sizindir Cenazeler bizim". Sene sonuna,  hatta ertesi sene,  ondan sonraki sene biz gene tribündeyiz. Takıma olan "salt sevgi" anlayışımızla orada olacağız. Düğün-Cenaze farketmez. GS'ın bir adım yakınında olmak bize  nefes verir.

      Güzel GS'lılarla,  FB maçından sonraki gün Nevizade'de  konunun detaylarını irdelemek, Kadın basket takımımızın lig liderliğini kutlamak dileğiyle..

16 Şubat 2011 Çarşamba

Kaybedenler Cumhuriyetinin Vatandaşları

     Hepimizin  sevdiği sevmediği  oyuncular olmuştur, kısır spor dünyamızda. Kimisi formasının arkasına o oyuncunun ismini yazdırır. Kimisi resim çektirir, imza alır ya da biraz şanslıysa, o oyuncu ile oturur sohbet eder. Hatta dövmesini yaptıranlar bilirim. Ama ülkenin sosyal dinamikleri ile oynandığından beri sevgilerimiz yalan sevgilere dönüştü.

     Özellikle sosyal medya ağı geliştiğinden beri çevremde sevgilisi olan insan kalmadı. Ama sorsan hepsinin 4-5 sevgilisi vardır. İki faceden, bir twitterdan derken sanal dünyasına hapseder sevgilerini. Herkes sevgiye aç yaşar bu topraklarda  uzun zamandır. Bu yüzden dostluklara sarılır, sevgi arar. Bu arada da sevgi ye karşı içten içe bir hırs ve kin, insanın içinde büyümeye başlar. Salt sevdiğimiz değer yoktur artık bu saatten sonra bizlerin. Birilerini çok severiz, hatta az önce dediğim gibi dövmesini vücudumuza işleriz ondan ziyade anılarımızı içimize işleriz. Sonra? Sonrası  birden kova devrilir, süt dökülür. Anında objektif bakışımızla  karartırız dünyasını sevdiğimizin. Oysaki neden objektif bakarız anlamış değilim. Objektif bakmak çok da matah bişi değildir ki sevgide. Eğer sevme eylemi iki kişi arasındaysa, o ilişkiyi yaşayanlardan herhangi biri artık objektif olduğunu söyleyemez. Objektif ise zaten o ilişkinin parçası hiç olmamıştır. Bu da aslında anlatır neden bu ilişkinin bittiğini.

     Şimdi diyorsunuzdur ki bu SAF neden anlatıyor bunları. Burada GS çerçevesinden bir şeyler anlatmaya çalıştığıma göre oradan devam etmekte fayda var. 

     Sevgisizleştirilmeye başladık arkadaşlar. Sevmekten ziyade, anlık heyecanların peşine takıldık. Tıpkı faceden Twitterdan yada nereden bulunuyorsa oradan bulduğumuz sahte sevgilere döndü sevme ilişkilerimiz. Bu durum tribüne de yansıdı tabii ki. Artık GS taraftarları arasında sevdiği değer verdiği bir sporcuya, 3 gün içinde 3 farklı yorum yazabiliyor. Olaya sözde objektif baktığını sanan kitleler, asıl objektif bakamadıklarını göremiyorlar. Zaten objektif adam, resmin tamamına bakar. Anlık rüzgara göre durum değerlendirmesi yapmak bulvar gazetecilerine göre bir durumdur. 

     Dedim ya ülkenin sosyal toplum  dengesi ile oynadılar. -Buyrun, sokağa eyleme!- desek kimse çıkmaz herhangi bir durum için. Ama internet başından, vatandaşlık, taraftarlık, insanlık görevlerini yerine getiren kitleler sabahlamaktadır ülkenin net caddelerinde.

     Karşına aldığında dili kilitlenen adamlar, sporcuya, şarkıcıya, haberciye, milletvekiline  net başından, ayar vermek konusunda uzmandır. Herşeyi eleştirir bu adamlar. Stada, salona gelen taraftarı da eleştirirler. Salona geldiklerinde sus pus oturmak sadece maçı seyretmek onlar için yeterince  büyük bir özveridir. Sanki para verip maça gelen tek adam oymuş gibi hakkeder. Para verdik eğlendirin lan bizi!!! modunda yaşarlar. Oysa ki bilmeleri lazım, onların ataları o gazino pavyon kültüründe, sanatçı çıktığında yemek yemeyi keserlerdi, sahaya takım çıktı mı ilk 11 de kimin oynadığına bakmadan  takımı desteklerlerdi. Şimdilerdeki gibi -o değil de bu oynasa, şu akşam şuradaymış-  muhabbetlerine girmez, sevgisinin peşinde koşarlardı. İnanmayanlar anasına babasına sorsun bakalım durum eskiden böylemiymiş değilmiymiş?

     Ülkede birden mantar gibi üniversiteler türedi. Ve bu üniversitelerden mezun olan, sorsan "ben de üniversite mezunuyum lan!!!" modunda gezen tiplerle beraber bakıyoruz dünyaya. Ama allahtan aynı pencereden bakmıyoruz. Kendilerinin yeterli olduğunu düşünen kaybedenler cumhuriyetinin vatandaşları kaybetmişliklerinin acısını çıkarır  bu durumlarda. Hırsını benden çıkarır, senden çıkarır ama gece yalnız kaldığında en çok kendinden çıkarır. Ama bilgisayar ekranı ile karşı karşıya kaldı mı  google'ın da etkisi ile herkes bir profesör edasına bürünür, başlarlar ayarlarını vermeye.




     İşte bu tiplerin saldırısı altında GS takımının sporcuları, arkadaşlar. Türk oyuncuları geçtim,  dilini bilmediğin adamlara bile Google translate aracılığı ile ayar vermekten büyük haz alırlar. Burada kaybeden kimdir? İşin acı tarafı da o işte, burada kaybeden sensin benim. Bugün Arda'ya, Işıl'a, Bahar'a, Sabri'ye yapılan baskılar sonrası, bu adamlar bu takımlardan gittiğinde yerine hangi oyuncunun geleceğine inanıyor acaba bu kaybedenler cumhuriyeti vatandaşları? Söyleyeyim size hiç düşünmüyorlar. Onların yegane amacı, hayattaki kaybetmişliklerini anlık olarak unutmak ve kendini olduğundan değerli göstermek  Diğerlerini de anlık olarak kendi seviyesine çekebilmek. 

     Bizim ülkemizin bin yıllardır  unutmadığı bir değerdir, "başarılının seviyesine çıkamazsın çek onu aşağıya" sistemi. İşte bunu uygulayan adamlara, bende arada sırada laf anlatmaya çalışırdım. Artık bıraktım bu işleri. Herkes kendi pisliğinde boğulsun. 

     Irkçılıkla uzaktan yakından ilgim yoktur. Ama sportif başarı için -hele ki yabancı kotası varsa- konuya biraz daha Türk özelinden bakmak gerektiğini düşünürüm her zaman. Benim için GS forması giyen her oyuncu değerlidir. O formayı çıkardıktan sonra  bir çoğunu unutabilirim. Sevdiklerimi, layık gördüklerimi aklımda tutarım. Tabi şu ortadaki öznel koşullardan dolayı, Arda'nın, Tutku'nun, Işıl'ın ve Bahar'ın her zaman arkasındayım. Onların arkasında olmamı sağlayan bir çok done var elimde, unutmayacağım,  unutturmayacağım!!

     Sizlere tavsiye / nasihat vermek gibi bir düşüncem yok. Ama ben derim ki kaybedenler cumhuriyetinin ateşli delikanlıları olmayın. Gerekirse resesif bilsinler sizi, ammmaa Sevginizin, sevdiğinizin arkasında olun, her ne şartta olursa olsun.