9 Aralık 2010 Perşembe

İpekçi'de yenilmiyoruz!!!

       Bugün sürprizler günüydü. Spartak'ı yenmek sürpriz değildi. Zaten demiştim "Deplasmanda Kaunas gibi zayıf bir takıma bile yenilmişler, iyi oynayamıyorlar" diye. Ama bizim için moral ve güven açısından önemli bir galibiyetti her ne olursa olsun.

       İki tehlikeli uzuna sahip bir takım Spartak. Yıldızları MVP  L.Jackson dışarıda oynadı daha çok. Diğer uzun ise içeride. Sylvia haliyle  içerideki uzun ile boğuşmak zorundaydı. Louren'in yanında Melisa ve Bahar oynadı. Bahar gibi iri kıyım bir kız bile Louren'in yanında çocuğu gibi kalıyordu. Çok ilginç, bu kadar iri bir kadın ama uzaktan baktığında normal insana benziyor. İnsan bakmaya kıyamıyor, çok güzel bir kadın ve sporcu (her açıdan). Yalnız uzaktan baktığınızda, siz uzaklık 10 metre sanırsınız oysaki 20 metredir :) Kız her oyuna uygun bir fiziğe ve oyun bilgisine sahip. İki uzun bizi epey zorladı Melisa iyi boğuştu o anlamda. Bahar hırslıydı ama mücadelesini  iyi ortaya koyduğunu düşünmüyorum.

       4 numaralı oyuncuları maça 4/4 ile başladı ikisine 2 lik kararı çıktı diğer ikisi 3 lüktü. Başımızı ağrıtacaktı ama P.Chatman  rotasyonda gecikmeler ve saçmalamalar yaşayınca, 23 numaraları ile 4 numaraları  ellerinin sıcaklıklarını yitirdi. Maçın sonunda da  hep oyunda olduklarından, yoruldular, elleri titredi. 9 numaralı oyuncuları iki uzunun alternatifi olarak kenardaydı. Hangisi çıkarsa 9 numara giriyordu. Ama basketbol ile alakası olan bir kardeşimiz değildi. Ne yazık ki Bahar bunu anlayamadı. Anlayabilse üzerine oynayabilirdik hücumlarda. Ribauntları bile elinde tutamıyordu bu kızcağız.

Aslan Parçası Lauren'e blok'a hazırlanırken


       Bizim takıma gelirsek eğer, dedim ya sürprizlerle doluyduk.  Mesela maça her zamanki gibi başladıktan sonra tutulduk. 4-11 geriye düştük. Deplasmandaki maçlarda işte bu geriye düşüşten sonra toparlanamıyorduk maç kopuyordu. ama kendi evimizde seyircinin büyük etkisi oluyor.Takım gene toparlandı. Sonra aynı tutulmayı 2. periyotta da yaşadık. 24-31 geriye düştük. Gene toparlandık 31-31 yaptık durumu. Maç hep böyle git-gellerle geçti.

       Hodges sürprizin kralını yaptı. Bir çok defa, atmaktan korkmadan attı. Ki "bu takıma 3. bir skorer girmezse yenemeyiz kimseyi" diyorduk. Bu 3. skorer olma görevini Hodges sağladı. Ama çok yanlış tercihlerde de bulundu. Bunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bunun dışında kapasitelerine göre değerlendirirsek Nihan çok iyiydi ve Gintare oyunda kaldığı sürelerde pota altında çok etkiliydi işin savunma tarafında. Ama ne yazık ki o da hücumda varlık gösteremiyor. Melisa uzun süredir takımda hareket eden dişlilerden, bu hareketini bugün de gösterdi.

       Seyirci  fazla değildi ama çok iyiydi, maçın içindelerdi. Maçın son periyotunda VİP tribünü ve saha kenarını da havada gördüm karşı tribünde ve saha kenarında :) Hele son anlar zaten ıslıktan salon yıkılıyordu o  az seyirci iyi gürültü çıkardı.

       Hakemler salak takıntıları ile maç boyu devam ettiler oyuna. Çok net faul olmayan iki pozisyonda Melisa'ya faul çalındı. Bir faulünde de arkadan 4 numaraları itekledi Melisa, Lauren'e faul yaptı. Hakem 4 numaranın hareketini göremedi. Oyuncu  değiştirmelerde  gereksiz şekilde diğer oyuncunun çıkmasının beklenmesi ayrı komedi idi. Molalarda daha mola bitmeden hakem bunun haberini veriyordu. Hatta bir mola sonrası takım sahaya çıktı, Işıl kenerdaydı Hakem, Işıl'ın yanına geldi "sen oynuyormusun" dedi:) Görmüyor mal sahadaki 5 oyuncuyu:) 

       Abdi İpekçi'de taraftarın önünde Erkek ve Kadın basketbol takımlarımız daha farklı oynuyor. Mağlubiyet görmedik ne zamandır. Bu uğur devam eder umarım. Seyircinin ne kadar etkisi olduğunu da siz düşünün. Lauren Jackson için bir şeyler söylemek istiyorum. Bu kadın  Avrupa pasaportuna sahip mi bilmiyorum. Ama GS bu kadını alabilirse büyük iş yapar. Dış oyuncularımız voleybol oynar, Sylvia ve Lauren işi bitirir. Ki Lauren bugün de gösterdi 3-4-5 numaralarda oynayabiliyor. Sylvia ile yanyana pekala oynayabilirler pek de güzel olur.

       Sonuç olarak, keyifli bir gündü. Salonda olduğum için her zaman ki gibi mutluydum. GS'ın SPOR klübü olduğunu  bilen ve inanan insanlarız. Samsun Basket maçında takımımıza başarılar diliyoruz, kolay olmayacak bir deplasman..

          Peşindeyiz!!!

8 Aralık 2010 Çarşamba

Transfer Hikayeleri

      Geçtiğimiz 1000 günün muhasebesini yaptığımızda 400-450 gün transfer için gelen ve gelecek oyuncuları konuşup, 400 gün kadar da gidecek ve gitmesi gereken oyuncuları konuştuk. Çünkü GS spor klübünün takımları bize genel olarak konuşacak konu bırakmadılar. Önceleri Futbol takımımız için konuşurken, bulaşıcı bir hastalık gibi Voleybol ve Basketbol takımlarımıza da yansıdı bu transfer beklentileri. Bugün GS'ın hangi takımını sorsak taraftar, gitmesi ve alınması gereken oyuncu isimleri sayacaktır. Son 3 yılda bu kadar çok transfer yapılmasına rağmen hala yapılması gereken transferlere ve takımlardan gitmesi gereken oyunculara sahipsek ve günahı olmayan oyuncuların gidişini seyretmişsek, sorunun sporcu ve taraftarlarda olmadığı en azından büyük suçlu olmadığı kesin.

      Evet gene sportif başarısızlık ve beklentilere doğru orantılı olarak  başta futbol olmak üzere, transfer beklentilerine başladık. Futbolda transfer döneminin açılışına az bir süre kala tabii ki beklentiler ve transfer duyumları artmaya başladı. Bir önceki  yazımda sizlere "...yarın transfer planımızı açıklayacağım..." dememe rağmen net bir bilgi gelmediği için (ki gelmesi çok garip olurdu) bugüne kadar beklettim bu yazıyı. Hala net bilgi gelmemesine rağmen  sosyal iletişim araçlarından gelen istekler üzerine, duyduklarımı ve gene sizlerden gelen bilgileri buraya taşıyacağım. 

       Öncelikle vahim bir durumdan bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Aslantepe'ye geçmemize az bir süre kaldı.  Yönetimimiz Aslantepe için bir strateji belirlemiş daha Eylül ayından. GS futbol takımı şu an ligde açık ara lider de olsa Aslantepe kadrosuna 3 tane ses getirecek transfer yapılacakmış. Bunun için gerekli kaynaklar hazırlanmış. Zaten Haginin son basın toplantısını dinlemişseniz orada Hagi de bu kaynaktan cümle arasında bahsediyor, " şimdi para da var"  diyor.

        Evet acı bir durum. GS'ın şampiyon olması için gerekli ve olası transferleri yapmaktansa Aslantepe'ye  giderken bir rüzgar estirerek gitmek için yönetim, farklı planlar yapıyor. Kötü yanı, takım belki de bu durumda olmazdı. Rijkaard hala takımın başında olurdu. İyi yanı takımın o kadar çok  bölgeye takviyeye ihtiyacı var ki  transfer sezonuna başlarken, elde sıcak para olması bu ihtiyaçları karşılama da ilaç olacaktır.

       Eylül ayının başında klüp Aslantepe için 3 oyuncu transferi yapmayı planlarken, takımdaki gidişatın da kötü olması sebebi ile içlerinde Türklerinde olduğu en az 6 oyuncu transferi yapacağı gelen ilk duyumlar arasında. Bu yüzden de yerli pazarına yönelmiş durumdayız. Bu arada Bursaspor'un yabancı bir forvet ile anlaşmış olduğunu yanına da Fatih Tekke - Gökhan Ünal ikilisinden birini almayı düşündüğünü öğrendik. Ki Fatih Tekke'nin Eskişehir'e gitme durumu da var. Eğer Bursaspor bu yapmayı planladığı transferleri yaparsa, Sercan ve Volkan'ı GS'a verecek. Bu  anlamda klüp uzun süredir ilişki halinde Bursaspor ile. Hatta Sercan'ın devre arası takıma katılacağı kesin gibi. Volkan Şen için ise devre arası katılırmı bilinmez ama olmazsa sezon sonu GS'ın oyuncusu olacağı söyleniyor. Son 5 yılda yerli oyuncuya toplamda 5 milyon harcamamış bir klübün böyle bir politikaya dönmesi, gecikmiş ama yerinde bir karar. Bu arada Yiğit ve Yekta içinde teklif verildiği söyleniyor. Yiğit konusunda bir beklenti olsa da Yekta'yı Kasımpaşa'nın bırakmayacağı ya da zorlayacağı belirtiliyor. Avrupa'da oynayan yerlilere de yönelinmiş durumda. Cüneyt Tanman'ın başkanlık ettiği scout ekibi bu anlamda çalışıyormuş. Hatta Rapid Wien'in oyuncuları olan (ki GS'lı olduklarını alenen belirttiler) Veli ve Yasin içinde girişim varmış.

       Oyun kurucu mevkii için Adnan Polat'ın 2 senedir peşinde olduğu rüyalarını süsleyen bir play maker ile anlaşılmak üzereymiş. Elano ve Misimoviç'in gözden çıkarılma sebeblerinden biriymiş bu. Bu anlamda geçen sene seçim öncesi Ocak ayında, Ankara'da GSYİAD'lılara konuşan Adnan Polat'ın "bir dünya yıldızını getireceğiz herkes GS'ı konuşacak" demesi benim aklıma Ronaldinho'yu getiriyor bir de Diego'yu. Ronaldinho'nun Milan'da süre alıyor olmasına rağmen serbest kalmasına 5 ay kalmış olması, ikna edilmesi halinde zor bir transfer olarak gözükmüyor. Yaşlı sanılsa da 30 yaşında olduğunu belirtmek isterim. Yalnız tekrar belirteyim, oyuncu isimleri benim tahminim. Bu anlamda bir isim yok ortada dolaşan. Ama dün TV8'de söylenen "İbricic Türkiye'de!!!" haberi ve Boşnak basınında çıkan haberler, İbricic olsa şaşırmamamı gerektiriyor. Sonuçta Adnan Polat değil ama HAS adamı Adnan Sezgin'in en çok istediği oyunculardandır İbricic (Sezgin'in has adamı Ersun Yenal ile birlikte). Gene de ben İbricic haberlerinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu anlamda hiç isim duymadım. 

       Hagi orta sahada savunmaya yardım eden ama tekniği iyi olan, mücadeleci oyuncular istediğini belirtmiş. İbricic bu tanıma uysa da B2B anlamında transferi yapılması istenen ve girişimde bulunulan oyuncu olarak Kim Kallström ismi dolaşmakta. Bilindiği gibi GS Haziran'da da bu oyuncu ile ilgilenmiş ama oyuncu ikna edilememişti. Üstüne bir de sözleşmesi bitmesine rağmen Lyon ile sözleşme yenileyince, transferde motivasyon düşmüştü. Bu kez bonservisinden ziyade, oyuncu ikna edilmeye çalışılıyormuş. Baptista transferinin bittiği söyleniyor. Yalnız yıllık alınacak para konusunda artık astronomik rakamlar vermeyecek olan yönetim, Baptista-Ronaldinho gibi isimleri nasıl ikna etmeyi planlıyor bilmiyorum.

       Hagi'nin isteğinden bahsetmiştik. Orta sahada mücadeleci, savunmaya yardım eden, tekniği iyi oyuncular istemesi dışında, savunmaya bir stoper ve forvete etkili golcü istediği söyleniyor. GS'ın ligde kalan 2 maçını kazanması halinde Şampiyonlar ligi hedefi tuturulmaya çalışılacak en kötü ihtimalle. Transferlerde buna göre yapılacak. Gidecek oyuncular konusunda da devre arası bekleniyor. Gökhan Zan'ın Serdar Özkan'ın süre almaya başlaması bundan kaynaklanıyor. Gökhan iyi bir performans sergilerse, devre arası gönderilmeyecek sezon sonuna kadar olan performansı ve sakatlanıp sakatlanmaması da önümüzdeki sezon takımda kalıp kalmayacağını belirleyecek.

       Bunlar benim duyduğum ve gene sizlerin söylediği haberler. Teyit edilmiş bir durum yok. Özellikle Twitter hesabımdan ve GS basketten, net bir durum olduğu zaman açıklayacağım zaten. Bu yazıyı bu bloga saklamamın sebebi, dediklerimin olmaması durumunda GS Basket'i etkilememesi. ve gelebilecek tepkileri kendimin karşılamak istemesi. Sonuçta nedense insanlar bu tarz haberler verenlere karşı, hor kullanabilirim anlayışında.  Ağustos ayında transferin son günü GS, Baptista, Annan ve Lucas Leiva üçlüsünden en az birini alacaktı  Bunu belirttiğim için gereksiz mesajlarla uğraşmıştım. Buradan bu gereksiz mesajlarla daha rahat uğraşabileceğimden  bu yazıyı buraya sakladım. Ama herkesin hem fikir olduğu gibi Galatasarayımıza, ona layık YERLİ futbolcuların en başta takıma kazandırılmasını istiyorum. Pası verdiği adam Mustafa olursa, o adam iyi olsa ne olur R10 olsa ne olur. Transferde kimler gelirse gelsin işin içnide olan Galatasaray taraftarı Aslantepe için takımı ve taraftarı bu hale sokan insanları affetmeyecektir. Adnan Polat'a karşı olan düşüncelerimiz değişmeyecek..

3 Aralık 2010 Cuma

Adnan Polat'a Sorular

      GS'da yaşananlar artık herkesin malumu. İşler yolunda giderken Adnan Polat'ın altını oymaya çalışan muhalefet, asıllı -  asılsız dedikoduları, karalamaları medya yoluyla yayınlayıp, yönetimi zayıf hale getirdi. Yönetimin zayıf hale gelmesi tabii ki tüm şubeleri ve sporcuları etkiler pozisyona getirdi. Yani şubelerdeki sportif başarısızlıkları, Adnan Polat'tan ziyade, muhalefetin bu çirkefliğine, GS etiğine yakışmayan bel altı vuruşlarına bağlamak lazım. Muhalefetin belli kanadı, şu an sessizliğe bürünmüş durumda. Çünkü GS'da onların olmasını istedikleri anarşi ortamı, kaos oluşmuş durumda. Bu saatten sonra  fazla altını eşeleyip, deşifre olmak istemeyeceklerdir. Diğer taraftan camianın ağır topları vasıtası ile de başkana göndermeler başladı tabii ki. 

      Gelelim Adnan Polat cephesine, muhalefet böyle işlere girişti, peki Adnan Polat ne yaptı? Krizi yönetemedi Başkan. Basiretsiz, güçsüz, ezik bir karakter çizdi bu zor anlarda. Oysaki gerçek liderler, kaos anında belli eder kendini. Adnan Polat o anlamda tüm taraftarları, camiayı ve destekçilerini çok büyük hayal kırıklığına uğratmıştır.

      Adnan Polat, taraftarın onu protestosunu bile doğru okuyamamakta. Gerçekten bir acz içinde ya da gerçeği bilmesine rağmen bilmemezliğe gelip konuyu saptırmak istiyor. Ki gerçeği bilip de bunu uygulamaması daha büyük bir hata olacağından, ben bilmediğini, bu protestoyu okuyamadığını düşünüyorum. Bakın anlatayım Adnan Polat'ı artık neden istemediğimizi.

      Sayın Başkan  örneklerle açıklayacağım rahatsızlıklarımızı. Mesela, geçen sene Erkek basketbol ligi fixtürü çekildiğinde, FB'nin (sezon sonu finalinde Efes maçındaki olaylardan dolayı) 5 maçlık seyircisiz oynama cezası vardı. Fixtür çekimi olduğunda  her takım bir hafta içeride, bir hafta dışarıda oynamasına rağmen, FB 1. hafta içeride, 2. hafta dışarıda, 3. hafta içeride, 4. hafta dışarıda, 5. hafta dışarıda, 6. hafta içeride oynamıştı. 4. hafta Efes Pilsen 5. Hafta ise GS ile vardı maçları. Ve bu maçlarını seyircisiz oynamamak için TBF ile bir oyuna gitmiş, bir şekilde fixtürde oynama yapılmasını sağlamıştı. Siz ne yaptınız sayın başkan? Hiç sesinizi çıkarmadınız. Biz bunu söylediğimizde de boş işlerle uğraşmayın dediniz. Oysaki FB ile ilk maçımızı deplasmanda seyircisiz oynayıp onları yenebilirdik (kendi sahamızda zaten yeniyoruz) O zaman play offlarda olacaktık. Geçen sene 1 mağlubiyet farkı ile kaçırdık mesela Play off'u. Bu arada GS küme düşsün, olmadı Play off'lara kalamasın diye Banvit ve FB, Bornova Bld'sine yenildiler. Ki aynı FB, 21 Nisanda Bornova'ya yenildikten 7 gün sonra Play off maçında 25 sayı fark attı aynı takıma. Tabii ki bunlar ispat edilmesi zor işler ama bu anlamda sesinizi yükseltmeniz gerekmiyormuydu  Sayın Başkan?

      Gelelim Voleybola, çok eskilere gitmeyeceğim takım yapılanmalarından bahsetmeyeceğim. Çok değil 2 hafta önce GS-FB bayan voleybol takımları maç yaptılar Burhan Felek spor salonunda. Seyirci yarı- yarı idi. Hiç bir olay olmadı. Gayet sakin maç izlendi ve bitti. Bir hafta sonra bu kez FB-GS erkek voleybol takımlarının maçı vardı. Bu kez evsahibi FB gözüküyordu. 2 saat içinde Voleybol federasyonu bir karar çıkarttı ve GS ile FB arasında oynanacak Voleybol maçlarında, sadece evsahibi seyircisinin alınacağı bildirildi. Bu nedir Sayın başkan? Allah için bir kelime ettiniz mi bu konu hakkında? Peki ligin ikinci yarısı Kadın voleybol maçı ne olacak? Sadece FB'liler mi olacak ilk maçın aksine Sayın Başkan?

      Gene aynı günden devam edeyim. Pazar günü GS'ın 3 tane derbisi vardı. FB-GS voleybol erkek, FB-GS Kadın Basketbol ve GS-BJK futbol maçları. Sayın başkan İstanbul'da oynanan bu maçların saatlerinin belirlenmesinde hiç mi rolünüz yok? Siz hiç gördünüz mü FB'nin  3 değil iki branşının maçlarının birbirine çakıştığını? Siz neden bu anlamda basiretsizsiniz Sayın Başkan? GS'ı feriköy spordan farksız hale getirdiniz. Takımının Spor klübü olduğunu düşünen bir FB taraftarı, her branşın maçını izleyebilirken, biz bunu bir türlü beceremiyoruz. Denizli Belediye ile oynadığımız bence uyduruk, saati rahatlıkla gündüze çekilebilecek bir maçı gece oynayıp, gene Kadın basketbolcularımızın Aynı saatte maçı olmasından dolayı 100 kişiye oynamasına neden olmadınız mı mesela Sayın Başkan?

       Eskiden GS ile ilgili, birileri basında yazı yazacaksa, bu adamlar basının ağır topları olurdu. Öyle önüne gelen bel altı vuramazdı GS'ımıza. Şimdi 20 yaşındaki çocuklar bile GS hakkında haber yapıp, yönetime, klübe, takımlarımıza laf giydirebiliyorlar. En garip olanı, en son siz Taylandda iken Yeni Şafak Gazetesi sizinle yaptığı röportajı yayınladı. Upuuzuuun bir röportajdı. Daha sonra bu röportajı yalanladınız. Bunların hepsinin birer oyun olduğu çok belliydi. Eğer oyun değilse, zaten o gazetenin genel yayın yönetmenine, Gazeteye ve o yazara dava da açardınız. Nasıl bir hayal gücü sizin ağzınızdan uzun bir röportaj yazar? Yoksa gerçekdi de o röportaj "ama yalanlarım haberin olsun" mu dediniz Sayın Başkan?

      Frank Rijkaard sezon sonu, "bu takım kalitesiz" derken hocanıza güvenmediniz (ki o zaman Rijkard'a kızanların tamamı şimdi, "GS takımı kalitesiz" diyor). Hoca Servet'i göndermek istediğinde, LİG TV'deki bir röportajınızda "GS'da takımda kimin oynayacağını hoca belirler ama kimin gönderilecğeine ben karar veririm" dediniz. Gönderilmek istediğini bilen Servet'in (ki bu yüzden sık sık güven sorunundan bahsetti kendisi) takımda tutulmasını sağlayarak bombanın pimini çektiğinizi düşünmediniz mi Sayın Başkan? Lige ve takıma alışmış, üstelik az paraya oynayacak olan Dos Santos'un takımda kalmasını istemesine rağmen, hayır diyip bunu onaylamazken yerine oyuncu arayışına girmediniz mi Sayın Başkan?

      Bu sene Futbolcuların takımı sabote ettiği, sabote etmese bile takımda bir bölünmüşlük olduğu çok belirginleşti. Peki geçen sene durum farklımıydı? Haldun Üstünel ile Arda neden küstüler Sayın Başkan? Nerede görülmüş Futbolcunun, seçilmiş yöneticisine posta koyduğu? Geçen sene de Elano'ya, hatta ilk geldiğinde Gio'ya pas atılmadığını görmedinizmi Sayın Başkan? Ki maçlara giden birisiniz, bunun çıplak gözle çok rahat görüleceğini bildiğimden soruyorum, Hiç böyle bir durum hissetmediniz mi? Buna önlem aldınız mı Sayın Başkan? 

      Sabah akşam GS'ın altını oyan, Florya'ya çöküp, orada hakimiyet kurmak isteyen eski GS'lı topçuların bir de üyelik aidatını cebinizden ödeyip klübe üye yapmadınız mı Başkan? 

      GS için tarihte görülmemiş şekilde bir baskı, haber de değil hakaret dolu manşetler atan  TV'lerinde veren, yanlı yayınlarla, GS taraftarını malamat eden medyaya, nasıl bir yanıt verdiniz Sayın Başkan? Taraftar, "Hürriyet alma aldırtma!!!" kampanyası yaparken, bir de ayağına gitmediniz mi Hürriyetin? GS'a en aşağılık şekilde TV'de küfür eden adamla (Saatçi Ercan), Almanya'daki GS-FB maçında beraber oturup, neşe içinde yemek yemediniz mi Sayın Başkan? GS için takımı bozmaya yönelik eleştiriler yapmayı görev bilen NTV ve NTV Spora  GS firmalarının reklamını vermediniz mi? Üstelik o NTV'de bir tane GS yorumcusunun bile olmadığını  göre göre bunu sormadınız mı? Lig TV 'de  neden program yapan GS'lı yok Başkan?

      Aziz Yıldırım ile program yaptıklarında, el pençe divan duran programcıları gördüğünüzde, Rıdvanın asker arkadaşı ile konuşur gibi yayılarak oturmuş, size "yeeaa başkan" diye ettiği hitapları, davranışlarını düşünüp utanmadınız mı, üzülmediniz mi Sayın Başkan?

      Gelelim GSTV'ye. Bence 2 sene öncesine göre gayet iyi gelişmelerin yaşandığı, çalışan insanların, gerçekten ortaya bir şeyler koymaya çalıştığı bir platform. Ama dikkatimi çekti, Kanalın yöneticisi Hasan Tankaya, Mustafa Yücedağ'ı kenara çekip yaptığı tercümeleri sorguluyor (ki onu görevi değil.) Ama gel gör ki kanala uğramıyor. Kanal çalışanlarının bir çok projesi var, bunlar hayata geçirilemiyor. Öte yandan kanaldaki GS'lılar yavaş yavaş GS'dan uzaklaştırılırken,  misal Can İşbakan gibi FB'li olduğu bilinen bir genci Kanalın programlarında ve Basketbol maçlarında yorumcu olarak sık sık görmekteyiz. Bizler mesela Müge Berkalp'i  Kadın maçlarında yorumcu olarak gördüğümüzde, büyük mutluluk duyuyoruz. GS TV'de  yorum yapacak GS'lı bulamıyorumusunuz? O zaman özür dilerim ben Lig TV'den ve NTVSpor'dan. Ben onların kanallarında GS'lı yorumcu yok diye kızarken, klüp kendi kanalında bile FB'li yorumcu ile çalışıyor. Bunları bilmiyormusunuz Başkan? Yoksa biliyorsunuz da bilerek mi yapıyorsunuz. Taraftarın sabrını mı deniyorsunuz?

      Aslantepe TT Arena sürecine girmek için klüp transfer stratejisinde oynamalar yaptığınızı da duydum. Transfer döneminde yapacağınız  hareketleri ve nedenlerini de yarın anlatacağım Başkan. Umarım bunları okur veya haber alırsınız. Taraftarın neden "Yönetim İstifa!!" dediğini o zaman daha  doğru okumuş olursunuz. Bizler 14 sene şampiyonluk için bekledik. Yetmedi 14 sene Stat için bekledik. Gerekirse 14 sene de GS'a layık bir Başkan ve Yönetim Kurulu için bekleriz. Ama sizlerin, bir daha -GS'a başkan olmayacaksanız bile- bu hataları yapmamak için bu resimi iyi okumanız lazım. 

       Yarın GS'ın yapacağı ve yapmayı düşündüğü transferlerin açılımını yapacağım. GS yönetiminin neden bu hamleye giriştiğini de...

16 Kasım 2010 Salı

İp Başkanın Boynunda

      Bir çokları gibi bende takımım başarısız zamanlar geçirdiğinde TV'lara bakmıyorum. Gazeteleri, GS başarılı iken de okumuyordum zaten. Ülke de basın anlamında ezildikçe eziliyoruz ve bunu sağlayan da sağolsun Adnan Polatın kendisidir. Elim yazı yazmaya gitmiyor. GS için olumsuz  kötü  konnular yazmak istemiyorum. Ama buraya genelde hep bol ünlemli yazılar yazmak zorunda kaldım. Bunlar GS'ın gerçeğiydi. Teker teker  tüm yazdıklarımı hatırlatacak veya -ben demiştim- diyecek değilim. Zaten dediğimiz at ile deve değil. Tüm GS'lıların gördüğü gerçeklerdi. Yorumculardan farkımız, biz bir şeyler yazarken kıçımız başımız oynamıyor. 

      Rijkaard 6 ay önce bu takım kalitesiz dediğinde yönetim bir panik havası ile "hoca öyle demek istemedi"  diyordu. Bana da bir çok kişi "ağabey Rijkaard'ı savunuyorsun ama orada ayıp etti bu takım kalitesiz mi allah aşkına" diyenler oldu bolca. Ki Rijkaard bunu Mayıs'da söyledi. Aradan zaman geçti. Ağustos'da hala Rijkaard eleştiriliyordu -takım kalitesiz dedi- diye. Ki şunu belirtmek istiyorum. Geçen sene, yani 2009'un Eylül ayında GS altıda altı yaparken Rijkaard ile bir röportaj yapılmıştı. "Takım 6 da 6 yaptı Avrupa'da dolu dizgin gidiyor Barcelona gibi bir takım geliyor mu? Bu sene avrupa şampiyonluğu gelir mi?" diye sorduklarında Rijkaard "takımda çok eksiklik var,  iyi oyuncularla iyi oyunu hazırlarsınız" gibilerinden bir kaç söz söylemişti. Biz o zamanlar bunu, "taraftarın fazla gaza gelmemesini sağlıyor ki beklentileri büyütmesinler"  diye algılamıştık. Aslında direk takım kalitesinden o zamanlar bahsetmişti. Şimdi Hagi "takım kalitesiz" diyor. Ve Rijkaard'ı eleştiren o maça gitmeyen yorumcular  bu kez,  "GS bu kadrosu ile daha ileri  gi-de-mez" diyorlar:)  "Hagi doğru söylemiş" diyorlar, diyorlar da diyorlar. Yüzsüzlük diz seviyesini geçmiş durumda. Çünkü bu ülkede dediklerinden sorumlu değildir insanlar. Bir dediğini ertesi gün yalanlayabilirsin. Ki yalanlamana bile gerek yoktur çoğu zaman. Çünkü kimse sormaz bile sana bunları. Zaten o yorumculara baktığımda, direk Lombak karakterini görüyorum ben. 

      GS'ın sorunları ile ilgili bir çok saptama yapılıyor. Mesela deniyor ki Arda kaptanlığı kaldıramadı. Yaş dolayısı ile yetmedi gücü. Alakası yok. Tugayda 24 yaşında GS kaptanı idi. Çok güzel de yaptı o kaptanlığı. Sonrasında devretti Bülent'e o bandı. -Arda kaptanlığı kaldıramadı- dan ziyade, Arda'ya kaptanlık ne anlamda verildi onu düşünmek lazım. Misal Cüneyt kaptan zamanları, takımdaki bir disiplinsizlik esnası Kaptan kendi yetkisini kullanarak, bazı oyuncuları cezalandırabiliyordu. Kadro dışı bile bırakabilme hakkı vardı. Hele Fatih Terim'in kaptanlığı zamanı cebir bile kullanıldığı söyleniyor. Arda'nın kaptanlığındaki yetki neydi acaba? Arda'ya kaptanlık bir süs bitkisi gibi verildi. Takımda sorumlulukları ve yetkileri futbolculara anlatılmadı. Sonuçlar da ortada zaten. Takımdaki bazı tiplerin Arda'yı dinleme ihtimali bu ortamda sıfır. Doğal liderlik olayı hikayedir. Ne kadar doğal lider de olsan yetkin yoksa, takımda söz hakkın da olmaz. Bu konuyu çok uzatmaya gerek yok. Arda'nın kaptanlığı becerememesinin sebebi bile Adnan Sezgin'dir. Çünkü "futbol konusunda her boku bilmem lazım" diyip, bazen kaptan ile futbolcular arasında kalması gereken olayları bile öğrenmek için mücadele edip, takım üzerinde kendi muhbirlerini yaratıp, etkisinde tutmaya çalışan bir Adnan sezgin ve onu etkisi altında tutan bir Adnan Polat söz konusu. Arda vitrindeki süs bitkisiydi.

      Şimdi "Başkan istifa etmeli, kongreye gitmeli yeni ve daha güçlü bir liste kurup gene aday olmalı" diyenler de var. Ki süreci tam bilmesem ben de aynı fikirde olabilirdim. Çünkü GS yönetim kurulu da çok güçsüz durumda. Yönetimde, camiada etki sahibi insanlar yok ve düşünceleri daha farklı boyutta işlemeye başlıyor bir zaman sonra. Oysaki ne kadar büyük lider olursan ol, ekibinin de güçlü olması gerekiyor. Atatürk kurtuluş savaşına çıktığında bu savaşlar esnası, yanındaki arkadaşlarına, kurmaylarına bir bakın bakalım. Hepsi değerli insanlar. Öyle Atatürk'ün her dediğine emme basma tulumba gibi kabul eden değil, arada kendi doğrularını dayatan insanlardı. Adnan Polat'ın ekibine bakıyoruz, bir kaç isim dışında  bu anlamda isimler aklımıza gelmiyor ne yazık ki.

      Adnan Polat bence istifa etmeli ve tekrar adayda olmamalı. Çünkü sportif başarı beklentilerini boşa çıkarması dışında, bu taraftarın başını öne eğecek  ve düzeltemeyeceği işlere de imza attı. En basiti ilk akla geleni medya karşısında GS'ın en çok ezilmesine sebep olan başkandır kendisi. Özhan Canaydın (toprağı bol olsun) sportif anlamda başarısız bir başkandı ama medyada  GS hakkında birileri yazı yazacağı zaman iki kez düşünürdü. Adnan Polat zamanı ise geçtim basının, köşe başlarını tutan sağlam kalemlerini, 30 yaşından gün almamış adamlar bile rahat rahat GS spor klübüne, başkanlık makamına, kutsal değerlerine rahatlıkla hakaret etmeyi doğal bir gerçek olarak gördü. Başkan da bunlara karşı gücünü kullanacağına, bir de ayaklarına gitti. O anlamdaki süreci de hepiniz biliyorsunuzdur. 

      GS başkanlık makamının değerini düşürdü Adnan Polat. Biri ile samimi olabilirsin ama topluma açık yerde sen Adnan Polat değil, "GS başkanısın" ona göre davranacak ona göre davrandıracaksın. Bu Eylül başında NTV'ye çıkıp programa katıldığında, Rıdvan Dilmen, yarı kaykılmış, bacak bacak üstüne atmış, bir dirsek masada, asker arkadaşı ile konuşur gibi  yavan yayvan konuşuyordu. Ama aynı adamlar, Aziz Yıldırım'la konuşurken  bir şeyi öğrendim. Otururken de insan saygı duruşunda durabiliyormuş. Sinan Engin, Rıdvan Dilmen farketmez, bu patlak ağızlı adamlar, Aziz Yıldırım karşısında sesleri bile net çıkamayacak şekilde  saygı duruşunda oturarak konuşabildiler. İşte Adnan Polat bunu bile beceremedi. Hürriyet olayına girmiyorum zaten. Artık GS'ın haklarını GS Yönetimi değil, GS'lılar korumaya başladı. Prekazi bir yerde Mehmet Ali Birand bir yerde, artık yapılan densizliklere dayanamayıp tepkilerini koymaya başladılar.

       Bütün bunları geçtim, kendine yapılan küfürlere bile tepki veremedi. Kadınlar basketbolda son oynanan Cumhurbaşkanlığı kupası maçında GS-FB karşı karşıya geldi, Abdi İpekçi spor salonunda. FB'li taraftarlar Adnan Polat'a küfürler ederken, yanındaki Murat Özaydınlı  gıkını çıkarmadı. Bunun şikayetini bile yapamadı Başkan, Murat Özaydınlı'ya. Ama GS seyircisi Aziz Yıldırım'a küfür edince, birden kalktı ve tepki verdi, kendi seyircisine  el hareketleri yaptı, salonu terketti. Taraftar salondan çıkarıldıktan sonra, yarısı FB'lilerle dolu salonda,  kadın basketbolcularını onların eline bırakan, onların koro halinde küfür yemesine müsaade eden Adnan Polat, kankisi Aziz Yıldırım'ı daha çok önemsediğini orada da göstermiş oldu.

      Şimdi bu olaylar belli iken, Ali Samiyen stadını hala FB'liliği bilinen bir adama emanet eden, ısrarlara rağmen bundan vazgeçmeyen bir Başkanın, güçlü isimlerle kuracağı yönetim kurulu sonrası, değişebileceğini beklemek hayalcilikten öte bir ruh hali ister. Bu arada Adnan Polat'ın hatalarından da bahsetmiyorum, bunu belirtmek isterim. Bunlar hata değil çünkü. Hatalara girersek zaten bu yazının sonunu kimse getiremez, bunu da biliyorum. Burada bahsetmek istediğim, Adnan Polat'ın da GS'ın başkanlığını uzun zamandır bıraktığı ama Aslantepe'nin açılışına kadar GS başkanı kalmak için direneceğini, Aslantepe dükkanları, restoranları için ihalaleleri yapacağını, "Stadı açan başkan" olarak anılıp çekileceğini düşünüyorum. Bu yüzden de GS'da olası bir seçim, ancak Şubat'ın sonuna doğru mümkün olabilecektir. 

       Mustafa Yücedağ'ın dillendirdiği, sabotaj olayından onlarında haberdar olduğunu,  "biraz bekleyelim, devre arası neşteri vururuz, o zamana kadar geri kalmayalım" gibi güdük düşündüklerini ama o güdük düşüncenin onları şu an boğdunun farkına varabildiler mi acaba? FB beraberliği, Antalya galibiyeti sonrası uykuya geçecek kadar GS'dan habersiz değillerdi sanırım. Şimdi Adnan Polat Aralık ayından itibaren, bir çok oyuncuyu gönderir. Son 10 yıldır ilk kez yerli oyuncu transferi için para ödemeye başlar. Yeni kadro kurar, herşeyin düzeleceğini sanır. Taraftarı belki kandırabilir ama artık Genel kurulu da taraftarın bilinçli kısmını da kandıramaz. Kısacası Adnan Polat kendi ipini çekmiş durumda, ayakları yerden kesildi, ne kadar yaşayabileceğinin hesabını yapıyor.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Daha fazla Servet, Daha fazla Mustafa

        Şimdi bir çok kişi, "Yahu takım iyi yola giriyor. Sakatlar dönünce daha iyi olacağız kazıma takımın altını" diyebilir. Ama arkadaşlar unuttuğunuz bir durum var. Skibbe geldi ilk 6-7 hafta bu takım süper oynadı sonra çöktü. Oyuncular takımı sabote etmeye başladı. Skibbe gönderildi, yerine kaptan Bülent geldi. Kalli'ye soyunma odasında postalar koydu. "Hocayı satanları takımdan göndermezseniz bu takım ligi 5. bitiremez" diyen Kalliye inat birleşme sağlandı. Tribün buna ses çıkarmadı. Bordo maçını üstün ve azimli bir oyunla kazandık. Herşeyin üstü örtüldü ve ondan sonra GS çöküşe geçti. Kalli haksız çıktı ligi 5. bitirebildik. 


      Rijkaard geldi takım gene ilk 6-7 hafta süper oynadı. Hocaya kendini göstermeye çalışanlar  direnç gösterdi sahada. Sonra gönülsüzlük, kendini maça tam verememek devreye girdi. Rijkaard da gönderildi. Şimdi Hagi geldi, iki maç ile her şey örtüldü. Ama sonumuz gene aynı olacak diye korkuyorum.

      Böyle demiştim  Antalya maçından sonra "Bittimi Her Şey?" başlıklı yazımda. Ben demiştim demeyi sevmem ve şu anda da demiyorum. Zaten bunu diyen sadece ben değildim. GS'da, gönlü herşeyden bağımsız olarak, çıkar gözetmeden GS için çarpan herkesin gördüğü ve dediği konulardı bunlar. Klasik olarak takım bir tepki verdi 2 maçlığına (ki aslında 1.5 maçlık verildi o tepki), Şimdi gene esasa dönüş. GS'ın kadrosu kalitesiz arkadaşlar, K a l i t e s i z. Belki tanıdık gelmiştir sizlere bu kelime. Hatırlamayanlar için, geçen senenin son maçına dönmelerini rica ediyorum. Maç sonrası o zamanki hocamız F. Rijkaard maç sonrası basın toplantısında "kadro Kalitesiz" demişti. Çok da tepki gördü. "yahu bu takımın defansı milli takımın defansı!!!" diye zıplayanlar oldu. Şimdi o zıplayanları TV'deki koltuklarında, GS'ın kadrosu yetersiz derken görüyoruz.

      Evet nerde kalmıştık, GS'ın kadrosu Kalitesiz arkadaşlar.  Türkiye'de eğer şampiyonluğa oynayacak bir takım kuracaksanız -branş ne olursa olsun- öncelikle yerli oyuncularınızı, kaliteli oyunculardan kuracaksınız. Bakın FB bunu yaptı. Kürek, Yüzme, Kadın Basketbol derken bir çok oyuncuyu, hatta bizim alt yapımızdan çıkan bizim yetiştirdiğimiz oyuncular dahil, bir çok oyuncuyu kadrosuna kattı ve başarılı büyük klüp (!) olduklarını ilan ettiler :)) 

      Her zaman dediğimi gene söyleme vakti. Arkadaşlar, GS, FB ve BJK'ın bütçelerine, gelirlerine baktığınızda, göreceksiniz ki (yayın hakları çıktığında) Dünyanın en çok geliri olan 20 futbol takımından biridir bu klüpler. Böylesine dev bütçesi olan takımlar, oyuncu yetiştirme ile uğraşmaz. Tabii ki alt yapıları güçlü olur, oradan çıkacak yıldız adaylarına kapılarını açık tutarlar (her oyuncuya değil) ama orası vitrindir. Orada en iyiler oynar. Misal Emenike'yi, gidip 18 yaşında almaz almamalı GS. Ama baktın Emenike  bu ligde iş yaptı, verir parasını alır o klüpten. Yerli oyuncuların zaten oynamak için düşündükleri ilk klüptür, bu klüpler. Milli takımda oynayan her yerliyi almak gibi bir kaygısı olmamalı yönetimlerin ama takımın hiç yabancısız olarak, 11 yerli oyuncu ile çıktığında sırıtmayacağı, hatta şampiyonluğa oynayacağına emin olduğunuz bir yeli rotasyonunu korumalı. Milli takımda oynuyor olsa bile, Servet, Gökhan, Ali Turan alınmamalı GS'a. Çünkü Milli takımlar ellerindeki havuza göre seçilir. -Bizim ülkede, iyi yerli defans oyuncusu yok- diye düşünüp o bölgeye 2 yabancı monte edilebilir. Takımında, Sabri-Serkan Kurtuluş varken Gökhan Gönül'ü almana da gerek yoktur. Ama Takımında yıllardır orta alanda Barış, Mustafa, Ayhan  gibi oyuncular varsa, M.Topal kalmaya ikna edilmeli, Hamit'i, Selçuk İnan'ı, Gökhan İnler'i, hatta Aurelio'su alınmalı, alınmaya çalışılmalıdır. Kimse centilmenlikten bahsetmesin. Parası olmayan Centilmenlikten bahseder. Parası yokken insanlar Komünist olur, para sahibi olduğu an Liberalizme direk geçiş yapar. İşte o hesap, GS gücü elinde tutuyorsa, kurallara karşı gelmeden, her türlü centilmenlik dışı hamleyi yapmalıdır gerekirse. Sanki o pek centilmen takımlar,  onrala maç yaparken bizim oyuncularımıza centilmen centilmen mi giriyorlar da bizden centilmenlik bekliyorlar? Oyunun adı Futbolsa sahada centilmen olacaksın öncelikle. Ondan sonra saha dışı için centilmenlik naraları atacaksın.

      Konuyu dağıtmadan devam etmem gerekirse, GS'da büyük bir habis ur var. Hem takımın kimyasında, hem yönetimin. GS'da her sene en az 10 transfer yapılmasına rağmen, takımdaki esas oğlanlar aynen takımda durmakta. Mesela geçen sene GS'da rahatsızlığımız orta sahaydı. BAM (Barış-Ayhan-Mustafa) dan rahatsızdık. "Bu sene, bu takımı hakketmeyenler gönderilecek" diyen Adnan Polat, revizyonu yaptı ve Keita, M.Topal, Dos Santos, Jo takımdan gitti. "Demek ki GS'ın başarısızlığı bunlar yüzündenmiş, hakketmiyorlarmış bu takımı" dedik, sessizleştik. Malum biz onlar kadar futbol bilecek değiliz ya. 

      Şimdi devre arası GS'da gene revizyon sinyalleri alınmaya başlandı. Benim korkum bu revizyon ile beraber Neill, Sabri, Baros'un hatta Misimoviç'in takımdan gönderileceğine yönelik. Bizim takımı hakketmeyenler bunlar çünkü. Gayet ciddiyim, ironi yapmıyorum. GS'ın şu anki oyununu, bulunduğu yeri hakketmeyen futbolcular, bu adamlar. Yani Baros, Sabri, Neill Misimoviç gibi adamlar. Bu takımın, bu yönetimin hatta Eski Açık'daki bir kaç Arma Sevdalısı dışındaki GS taraftarının hakkkettiği oyuncular, Servet, Hakan, Mustafa, Gökhan, Serdar gibi oyuncular. Hak edene, hakkettiği kadar değer vermek gerektiğine göre,  bu oyuncuları arttırmak lazım takımda.

      Aklıma Nasreddin hocanın Timur ile olan Fil hikayesi geldi. Hoca, Timura demiş "bize iki fil daha gönderin" diye. İşte biz de yönetime demeliyiz Bize 2'şer Servet, Mustafa, Hakan daha gönderin Adnan's haşmetmeapları!!!

3 Kasım 2010 Çarşamba

Hacı Hocadan Hagi Hoca'ya

      Bu hafta GS'ın 3 maçına gittim. Kadın Basketbol Takımımızın  Euro League maçı vardı. Fransız ekibi Tarbes ile oynadık. Erkek Basketbol Takımımız, lig mücadelesinde Tofaş ile oynadı. Haftayı, Ali Sami Yen stadında Medical Park Antalya spor ile  yaptığımız maç ile noktaladık. Bu arada gene Pazar günü Mersin'de oynanan maçta, Kadın Basketbol Takımımız, Mersin BB'yi yendi. Dört maçta  GS'ın lehine sonuçlandı. Dolayısı ile GS için verimli ve keyifli bir haftaydı. 

      Bütün bu maçlar arasında tabii ki en çok heyecanlandığım maç Futbol maçımızdı. Son dakikaları gerçekten keyifli geçti. Maçın bence dönüm noktası 70. dakikalarda Pino'nun sağ açıktan topu alıp giderken, Antalyalı oyuncunun faulüne maruz kalması, diğer Antalyalı oyuncunun ise topu sinirle, Kapalı alt tribüne doğru, hızla vurmasıydı. O andan itibaren de Ali Sami Yen tribünleri, maçın kontrolünü eline aldı. Her zamanki gibi basiretsiz Bünyamin, maçın kontrolünü elinden kaçırmışken, tribünün yarattığı  baskı, futbolcularımızın da yedek enerjilerini devreye sokmalarını sağladı. Top Antalya'da iken ıslık, bizdeyken  tezahurat yaparak adeta basket maçı temposunda bir tribün gösterisi başladı Ali Sami Yen tribünlerinde. Bu yüzden o pozisyonu, maçın kırılma anı olarak görüyorum.

      Maçın tahlilini yapacak bir durum görmüyorum. Takımın tamamı hazır duruma, en azından sağlam duruma gelmeden, Hagi'nin oynatmak istediği oyun hakkında veriler ortaya koymak, bence sağlıklı olmaz. Sonuçta orta sahaya zorunluluktan, Cana-Sarp-Barış ile çıkıyorsan, bu adamların olduğu orta sahada, alan paylaşımı, tek pas gibi kavramlardan bahsetmenin manası da yok. Yalnız ilk görülen şu ki, GS futbol takımı son 3 senedir Skibbe'nin gelişinden beri topun olduğu yerde çoğalma, bölge savunması yaparken, Hagi'nin  istediği, -herkes topun arkasında olacak- sistemine geçiş söz konusu. Umarım bu olay sadece şu an eldeki malzemeden kaynaklanmakta. Yoksa bu sistemle ne Misimoviç ne Arda ne de Kewell başarılı olamaz. Elano tribünlere daha hoş gözükecektir kuşkusuz ama onu da 70. dakikalardan sonra oyundan çıkarken izleyeceğiz. Cana taraftarın yeni ilahı olacaktır. GS taraftarının hatta Türk insanı ve yorumcularının hoşuna gidecek bir oyun sistemi osla da, bu sitem GS'ın modern futbolun efendilerinden biri konumuna gelmesi için uygun bir oyun sistemi değil.

      Uzun zamandır söylediğimiz bir tümce var. "Futbol, daha çok koşanın, topa daha çok sahip olanın kazandığı bir oyun değildir. Futbol,  futbol aklını kullananların kazandığı bir oyundur". Pino, Arda, Baros gibi adamların, geriye gelip savunma yapmasının hiç bir mantığı yok. Messi'nin kaç defa gördünüz orta sahanın diğer tarafına geçip arkadaşları ile beraber savunma yaptığını? Zaten o savunmayı yapsa Messi, Messi olmazdı. Çünkü esas görev yerinde gücü kalmayacaktı. Nitekim sıcağı sıcağına bugün Kopenhag-Barcelona maçında Messi'nin, defansına yardıma geldiğini gördük. Sonuçta Messi, defansına yardım etmeye geldiği andan itibaren, Barcelona'nın  ne topa sahip olabildiğini, ne de pozisyona girebildiğini göremedik. Etkisiz bir Barcelona, bizim için önemi büyük olan Parken stadında dolaştı durdu. Maçı bitirmeye çalıştı.

      Futbolun artık alan paylaşımı ve alan daraltılması ile oynanması gerektiğini öğrenmesi gerek bu ülke insanının, en önemlisi, bu ülke futbolcusunun ve teknik adamının. Hücumda da oyunu kanatlara yayarak alanı daraltan, rakibine karşı anti tez geliştirirken, yaratıcı oyuncularınla adam eksilteceksin. Ama savunmada da tam tersine alanı daraltacak ve rakibinin oyunu açmasına izin vermeyeceksin. Bu arada da bol bol şut çekerek,  bu dar alandaki boşluklardan ve kaleci zaaflarından yararlanmaya çalışacaksın. Futbolun tüm mantığı bunun üzerine kurulun günümüzde. Ülke futbolu ise bu gerçeklikten uzak. Oyunu genişleten takım kanatlara inse de kanattan adam eksiltmek yerine, yallah tazyik orta yapmayı tercih eder. Zaten bu arada o adam eksiltecek yaratcı oyuncuyu bulmakda önemli. Savunma desen, alanını savunmak yerine, takılır rakibinden bir oyuncunun peşine ve o oyuncu onu orta sahaya taşısa o da onunla beraber gider ve savunmasında alanın genişlemesine neden olur.

      Şimdi bu dediklerimden sonra, "Antalya maçında, GS böyle oynadı ya da hayır böyle oynamadı" deme şansımız var mı? Bence yok. Çünkü oyunu kanatlara yayınca adam eksiltecek yaratıcı oyuncularımız hala yok. Ya sakatlar, ya hasta  ya formsuz. O zaman nasıl oluyor da bu futbol şaklabanları çıkıp -Hagi böyle oynatacak- diyebiliyor? Hatta bazıları çıkıp "Trabzon maçı Hagi'nin son şansı!!" diyebiliyor? Arsızlık,  kahve muhabbetleri, artık almış başını yürümüş. Takımın başına geçeli 2 hafta olmuş bir adamın nasıl oluyor da 3. maçı onun son şansı oluyor. Terbiyesizlik artık Türk TV'lerinde ve Türk Futbol platformunda had safhada. Bu arsız ve densizlere yanıt verecek insanlar ise o ekranlardan uzak. Belki de bu daha yararlıdır ülke insanı için. Zira o ekrana çıkabilecek aklı başında biri, bu sanal efsanelerin kumdan kulelerini bir çırpıda yıkabilir.

       İşin acı yanı, bir çok insan "ben onların yorumunu kaale almıyorum" derken, bu hafta başından beri  aşağı yukarı bir çok insanın bana sorduğu soru aynıydı. "Ya tamam, Baros'u savunuyorsun da adam bir var, bir yok iki senede 19 maça çıkmış. Böyle iş mi olur?" diyorlardı :)) Yahu bu Baros dediğin adam, geçen sezon ligin 10. haftası sakatlandı 32. hafta İBB maçı ile geri döndü sahalara. Yani 22 hafta zaten oynamamış. E 44 haftada 19 maça çıkmış, 22 haftada o sakatlık. demek ki adam oldukça da istikrarlı. Üstelik Baros derken önce besmele çekmesi gereken adamlar  eleştiriyor Baros'u :))  Niang da Niang diye ortalığı yakarsın,  -her maç oynar şöyle güçlü, böyle güçlü- dersin, her maç oynayan Niang 7 gol atmış, arada maça çıkan Baros 6 gol atmış. Eee nedir o zaman  sorun sakatat Rıdvan?

      GS'ın  futbol anlamında  ilerisi için ümit vaat ettiği kesin. Potansiyeli olan oyuncularımız devreye girecek. Sıkıntı, potansiyelli oyuncular devreye girdiğind egene bazı oyuncuların halk arası tabiri ile gönül koyması, tam konsantre olamadan oynaması. GS'ın şu anki kadrosu son 10 yılın en kötü kadrosu. Ama şu da gerçek ligin en homojen kadrosu. Eskiden Galatasaray futbol takımı için "Hacı-Hoca takımı" derlerdi. Başarılar geldi ama o yıllar. Şimdi "Hagi Hoca'nın takımı" oldu. Belki bu eşseslilik gene başarıyı getirir:)

      GS camiası farklı bir camia. Taraftarı bile gelenekselci. Basket maçında Göksenin'e, Futbol maçında Emre Çolak'a da sahip çıkar takımına sabır da gösterir. GS'daki sorun, Yönetimin  medya karşısındaki zayıflığı, Muhalefetin GS'ın altını oyma çabaları, ve Futbolcuların aldıkları paranın karşılığını verebilme anlamında, amatör davranışları. Gene de tezahuratta da olduğu gibi, Yönetim-Futbolcu-Taraftar birleşirse, özellikle Aslantepe'nin  de yaratacağı sinerji ile Şampiyonluk beklentisi yükselecektir. Trabzon maçı bu yürüyüşün ilk adımı olacaktır..

31 Ekim 2010 Pazar

Bitti mi Her Şey?

      Uzun zaman yazmak konusunda kararsız kaldım. GS'da takımı sabote ettiği bilinen ve alenen görülen oyuncular,  bir Fener beraberliği ve ardından Antalya galibiyeti sonrası unutuldu. Takımın sobetesi hakkında önemli bir ayrıntı Antalya maçından sonra göründü. Maç bittikten sonra takımın hemen hemen tüm oyuncuları, sahayı terketmedi. Sabri üçlü çektirdiğinde hala herkes sahadaydı. Rijkaard'ın GS'ında ise maçı galip de bitirsek, hemen soyunma odasına koşturuyorlardı. Takımda o zamanki kaynaşma ile şu anki kaynaşmanın farklı olduğu muhakkak.

      Şimdi bir çok kişi, "Yahu takım iyi yola giriyor. Sakatlar dönünce daha iyi olacağız kazıma takımın altını" diyebilir. Ama arkadaşlar unuttuğunuz bir durum var. Skibbe geldi ilk 6-7 hafta bu takım süper oynadı sonra çöktü. Oyuncular takımı sabote etmeye başladı. Skibbe gönderildi, yerine kaptan Bülent geldi. Kalli'ye soyunma odasında postalar koydu. "Hocayı satanları takımdan göndermezseniz bu takım ligi 5. bitiremez" diyen Kalliye inat birleşme sağlandı. Tribün buna ses çıkarmadı. Bordo maçını üstün ve azimli bir oyunla kazandık. Herşeyin üstü örtüldü ve ondan sonra GS çöküşe geçti. Kalli haksız çıktı ligi 5. bitirebildik. 

      Rijkaard geldi takım gene ilk 6-7 hafta süper oynadı. Hocaya kendini göstermeye çalışanlar  direnç gösterdi sahada. Sonra gönülsüzlük, kendini maça tam verememek devreye girdi. Rijkaard da gönderildi. Şimdi Hagi geldi, iki maç ile her şey örtüldü. Ama sonumuz gene aynı olacak diye korkuyorum.

      Şu gerçek ki bizim insanımıza, "Deveye diken" muhabbeti ile takılacak hocalar lazım. Fatih hoca ilk geldiğinde mesela böyle bir hocaydı. Ağzını açanın gözünün yaşına bakmazdı. Başarılar da ardı ardına geldi. Ama ikinci gelişinde, eskiden tanıdığı oyunculara hoşgörülü davrandı. O oyuncularda hemen altını oydular. Fatih Hoca da kayıtsız kalmadı, onları geç de olsa kadro dışı bıraktı ve  bu kez iyicene altını oydular hocanın. Bizim futbolculara nefes aldırmayacaksın burası kesin. O kadar çok antrenman yaptıracaksın ki antrenman sonrası yorgunluktan, beyine kan gitmediğinden kafaları hinliğe çalışamayacak durumda olacak.

      FB maçı GS için dönüm noktalarındandı. Sonuca bakmadan, bir çözüm üretebilecek dirayette bir yönetim görmek istedi bu gözler. Tabii sonuca odaklı yaşamayı seçmiş bir topluma, böyle yönetim yeter de artar bile. Sonuç olarak herkes mutluydu. Bakalım ilerleyen günler umarım bizi haksız çıkarır. Şu an tek umudum, bizans oyunları konusunda uzmanlaşmış Adnan Polat yönetiminin, devre arası bu oyuncuların ipini çekeceğini o ana kadar da takımın şampiyonluk şansını ortadan yok etmemek amacı ile bunu gündeme hiç almayacağı yönünde. Devre arası GS için çok hareketli gececek. GS futbol takımı için son 10 yıldır ilk defa bonservisler verilerek YERLİ futbolcu alınması şaşırtıcı olmayacak. Ben yabancı oyuncudan ziyade en az 3 yerli oyuncu transferi bekliyorum devre arası. Bu hem rakiplerimizi zayıflatacağı gibi takım içindeki " beyini kirlenmiş" oyunculardan kurtulmayı ve yabancı sınırı olan bir ligde, saha içinde hareket kabiliyeti sağlayacaktır, sakatı bol GS futbol takımının hocası Hagi'ye..

24 Ekim 2010 Pazar

Geliyoruz!!!

      Yarın maçtan sonra uzun coşkulu bir yazı yazacağım bunu hissediyorum. Ortada her zamanki gibi asparagaslar dönmeye başladı. GS'ın mevcut kadrosu yeterli kalitede olmasa da FB'yi yenecek kalitede. Ligin son 3 maçı, ligin en kötü 4 takımından 3ü ile maç yapıp  gollü galibiyetler alınca ,basın tarafından şişirilen balonu patlatmaya gidiyoruz. Ben bunu hissediyorum. Galatasaray futbol takımının oyuncuları da bunu hisseder, hisleri ile oynarsa, herkesin mutlu olacağı bir sezona yelken açarız. Sonuçta hislere göre hareket etmek bizim düsturumuz. "Galatasaray bir his takımıdır" dememişmiydi Baba Gündüz.

      GS'ın nasıl oynaması gerektiği konusunda herkesin bir fikri vardır. Benim beklentim bu kez kanatları değil, göbeği delmek üzerine bir takım çıkarılacağı yönünde. 4-3-2-1 gibi bir takım çıkabilir yarın sahaya. Sabri-Neill-Servet-Hakan defans bloğunun önünde Cana-Ayhan Ön liberoları ve hücumlarda sol açığa kaçacak defans anında önliberolara 3. adam olarak katılacak İnsua olacak diye düşünüyorum. Misimoviç ve Elano yanyana oynayıp, önlerinde de Pinonun  koşularını seyredeceğiz. Sık sık Pino sağ ve sol kanata kaçıp FB'nin stoperlerini yanında koşturmaya çalışıp ortada boşluklar oluşturacaktır. Bu boşluklara dalacak Misimoviç ve Elano sürpriz şutlarla golü arayacak sık sık da Pino'ya ve birbirlerine derin ara pasları atacaklar. FB'nin sol kanatında Caner'in oynması durumunda, Elano'nun sağ kanata sık sık derinlik kazandıracağına da inanıyorum. FB'yi düşündüğüm gibi göbekten delmek istersek eğer İnsua'ya çok iş düşüyor. Çünkü o sol açık pozisyonunu alır ve bindirmeler yaparsa, Gökhan Gönül stoperlere yaklaşamayacağından Lugano-Yobo arası Pino tarafından koridora çevrilebilir. Ayrıca Caner-Yobo arasına atılacak toplar da Elano da etkin olacaktır. Maçı kazanmamız için ilk şart, kaleye sık sık şut atmaktan çekinmemek olmalı.

      Ben FB'yi yeneceğimizi düşünüyorum bir çoğumuzun aksine. Çünkü yıllar sonra ilk defa FB'ye karşı kontrol futbolu oynayacağız. Üstümüze gelmelerine izin vermeyeceğiz ama hızlı forvetimizle, onlarında üzerimize gelmek konusunda tereddüt yaşamalarını sağlayacağız. Golü bulduktan sonra 10-15 dakika oyunu dinlendirebilirsek, FB'lilerin her maçta yaptığı gibi gerekirse sahada dakikalarca yatıp zamandan çalabilirsek, FB'de yaratacağımız panik havası, önce tribünlere, sonra takıma sirayet edecek ve savunmada geniş açıklar vereceklerdir. Özellikle Lugano, golü bulmak için ileri sık sık çıkmaya başlayacak. Ben böyle bir durumda Caner'den bir de penaltı bekliyorum. Tabii o penaltıyı verebilecek yürekli bir hakem sahada olursa(!)

      Bizler yarın gene susuz bırakılacağız pek şerefli FB yönetimi tarafından. Aciz yönetimimiz taraftarını kollamayı düşünmeyecek bile. Su satılmayacak gene bize ayrılan tribünlerde. Ama biz sahada  GS'ı gördüğümüz sürece bunalrı da düşünmeyeceğiz. GS futbol takımının oyuncularına İddaa'nın bahis oranı gösterilmeli. Bunları içlerine sindirip sindirlmediği sorulmalı. Hatta yönetimin yerinde olsam, futbolculara verecekleri primi açıklar ve onların gözü önünde o primin tamamını GS'ın galibiyetine oynayıp, "İşte priminiz burada kazanın paranın tamamı direk cebinizde" derdim. Belki para için oynarlardı.

       Biz taraftar olarak herşeyin bilincindeyiz. Ne yazık ki GS için armanın Sahadakiler ve Yönetimdekiler bazında sahipsiz olduğu bir zamanı yaşıyoruz. Böyle zamanlarda taraftara daha fazla iş düşüyor. Armaya sahip çıkmaya, bayrağımızı yukarıda tutmaya gidiyoruz ve milyonlarca GS'lının bizimle olduğunu bilerek. Umarım Armanın peşinde GS ruhunu futbolcularımıza aktarırız. Uyuyan devin uyanışına şahit olmaya gidiyoruz. Commandante ile savaşa gidiyoruz. Fener GELİYORUZ!!!.

19 Ekim 2010 Salı

Onuru olan kaldı mı ?

      

Tüm Galatasaray'lılar gibi benim de yazmak istemediğim bir süreci yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Galatasaray'da olanları görmek için fazla akıllı olmaya, hin olmaya gerek yok. Her şey ortada ayan beyan gözüküyor. Bu arada tekrar sizlerin bildiği şeyleri anlatmayacağım. Bence son süreçte iki cümle ön plana çıkıyor. 

      İlki, Ankaragücü maçı sonrası Rijkaard'a bir gazeteci soruyor "haftaya FB maçı var o maç ne olur?"  Rijkaard bu soruya yanıt olarak " gidin onu futbolculara sorun!!" diye yanıtlıyor Mustafa Yücedağ ise "şu an onu düşünmüyoruz" diye çeviriyor. Ki burada anlaşılması gereken mesajı sanırım hepiniz alıyorsunuz. Rijkaard resmen diyor "Futbolcular maç satıyor FB maçı ne olur bilemem çünkü futbolcuların canı maçı kazanmak isterse kazanırlar yoksa yenilirler" diyor. S-A-B-O-T-E  ediliyoruz diyor adam.

      Hemen ardından Mustafa Sarp ve Servet basın toplantısına çıkıyor. Sanki bilinçli olarak onlar çıkarılmış gibime geldi bu toplantıya. Çünkü bence maçın iki kahramanı bu adam idi. Mustafa, "İstifa" seslerinden tatmin olmuş olsa gerek ki gülerek katılıyor basın toplantısına. "Şu an size komik gelecek ama bu maçı galip gelmiş gibi düşünüp FB maçına hazırlanmalıyız" diyor:) Adam kendini galip hissediyor arkadaş.  Çünkü onun maça çıkarken amacı Rijkaard'ı göndermek ve nerdeyse başarmış. Tabii ki galip geldiğini hissediyor. "gordünmü koçum!! gideceksin dedim mi gidersin ben kazandım" diyor resmen. Tabii Mustafa, Bülent'in adamı bunu da ekliyeyim. Ama can alıcı cümleyi Servet ediyor. " bana güvenildiği kadar oynarım" diyor. Yani "hoca bana güvenmedi, senmisin güvenmeyen dedim bende" diyor adam. E yuh!!! yuh kere Yuh!!! 

      Eğer Galatasaray'da bir yönetim olsa Servet ve Mustafa Takım otobüsüne bile bindirilmezdi kadro dışı bırakılırdı. Devre arası da satılırdı. Ama Galatasaray'da yönetim yok arkadaşlar. Taraftarın duyguları ile oynamak içni belirlenen şablon kelimelerle gaz veren, basiretsiz, beceriksiz adamlar var o koltuklarda. Açık ara GS tarihinin en kötü başkanlığını yaşıyoruz. Rahmetli Canaydın bile en azından dışarıda klübü dik tutuyordu. Adnan polat ise dediği hiç bir şeyi yapmadığı gibi, yampiri yampiri yürümekten,  arkasından iş çevirenlerle beraber takılmaktan büyük zevk alıyor. Başkanı Aziz Yıldırım ile takılan camianın,  futbolcusu Emre Belözoğlu ile takılıyor diye bu taraftar neden kızıyor anlamıyorum.

      Şimdi GS'da  taraftara duygusal ajitasyon  yapma, duygularını güdülerini kullanma vakti.  Taraftarın en az üçte ikisi Rijkaard'ın arkasında ve gerçekleri görüyor. Ben size söyliyeyim gelecek hocayı, teknik kadroyu. Büyük ihtimalle Hakan Şükür Sportif Direktör olur. Hagi Teknik direktör olur yanına Bülent korkmaz -Ümit Davala gibi biri getirilir. Tugay Alt yapıda kalır. Hatta Prekazi GSTV'ye yorumcu yapılır. Hakan Ünsal güvenliğin başına getirilir. Terim Futbol A.Ş'ye gelebilir, Adnan Sezgin operasyonel anlamda yetkileri alınır göya. Ve taraftarın idol gördüğü adamlar bir süre Galatasaray'ın başında tutulup,  taraftarı yakında tutmaya çalışılır.

      Adnan polat 3 sene de yaptığı, futbolcu sultasına karşı mücadeleyi, kaybetmiş oldu Rijkaard'ı göndermeye  başlayarak. Işıın Çelebi'yi Aslantepe çatısı konusunda yaptığı tartışma ile çok sevmeye başlamıştım. Son yönetim kurulu toplantısından sonra artık sonsuz sevgi duyuyorum. Adam kere Adamsın Işın Çelebi!! Takımda Rijkaard'ın kalması  ve geniş temizlik yapılması gerektiğini sadece o söyleyebilmiş yönetimde. Diğerleri ya gitsin demiş yada (Adnan Polat Yiğit Şardan Murat Yalçındağ) Çekimser kalmış.

      Sonuç olarak biz paganist değiliz. Rijkaard'a taptığımız yok. GS'daki esas sorunu gören, aklı başında insanlarız. GS'da kalıcı yararlar sağlamak isteniyorsa bence yapılacak ilk iş, Adnan Sezgin ve Servet ile yollar hemen ayrılmalı. Devre arasında Hakan Balta, Aydın Yılmaz, Mustafa Sarp, Pino, Barış Özbek ile yollar ayrılmalı Sezon sonu ise Sabri Sarıoğlu, Arda Turan satılmalı Ayhan akman'a teşekkür edilmeli. GS'ın geleceği de ancak böyle kurtulur. Yüzüne tükürenlere teşekkür edip, çay ikram ederek değil. o kadar onursuz olmadık daha.

      Derdim Rijkaard değil yani. Rijkaard gidip, Mourinho da gelse itiraz ederim. Çünkü bu şerefsizler gitmeden Rijkaard giderse sorun hallolmaz. Son olarak şunu demek istiyorum. Rijkaard gittiği gün, GSTV, GS Bonus, GS Mobile, GS dergi aboneliklerimi iptal ettireceğim. Samiyen kombinemi BJK maçında kullanırım sadece. Aslantepe kombinemi de iptal ettireceğim. Artık GS maçlarını klasik taraftarlar gibi seyredeceğim. Maç başlamadan meyhanede  bir yer kapıp o 2-3 saat yaşayacağım GS'ı. GS'ı bensiz bırakmıyorum Bensizde  giderler ama beni GS'sız bırakıyorum kendimi cezalandırıyorum.

       Basketbol kombinemi ise iptal ettirmeyeceğim. Orada her şeye rağmen, onurlu mücadele eden, adam gibi adam olan oyunculara sahip bir takım var, onların arkasındayım. Ama bundan sonraki mücadelem Adnan Polat'ın gitmesi için olacak. İmza toplayacağım,  slogan atacağım. Onuru olan  bu klüpten yollarını ayırsın. Biraz onuru olan kaldı mı yönetimde ve Futbolcu kadrosunda?  GS için düşündüklerim yüzünden kendimi 70lerin solcusu gibi hissetmeye başladım. O zaman,

Yaşasın tam bağımsız demokratik Galatasaray!!!

7 Ekim 2010 Perşembe

Adnan Öztürk: Bir başkanlık masalı

     


GS'da muhalefet adı altında, rant yeme sevdalıları gene hortladı. Bunların başlarını çeken Adnan Öztürk, gene genel kurul çarısı yapmaktan da geri durmamış. Takımın en çok destek görmek istediği zamanlarda, tam tersi, takımı karıştırmak adına işlere kalkışanlar, oturup Galatasaraylılıklarını sorgulamalı artık. 

      Adnan Öztürk, yaklaşık 5 aydır yazılı ve görsel medyanın GS'ı karalamaya yönelik haberlerine karşı, bir duruş sergileyebilseydi, "GS adına, böyle kara çalmak kolay değil beyler, ayağınızı denk alın" deseydi, taraftar şu an "Adnan Sezgin İstifa!!!" yerine "Adnan Öztürk Başkan!!!" diye inletiyordu stadları ve forumları. Ama tabii o yalan haberleri medyaya, kendi servis ettiği için bunu yapamıyor beyzade. GS başkanı olmak için GS'a kara çalmak, GS'ın yollarını kapamak, bir şekilde iyi niyetle çalışan yönetimin işlerine ayak bağı olmak gibi bir görev edinen bir adamı, GS genel kurul üyelerinin de artık gayet iyi tanıdığına eminim.

      Adnan Öztürk'e tavsiyem, GS adını ağzına almaması. GS markasını kullanarak, üstelik GS'a hiç bir yararı olmadan o markanın isminden faydalanarak bu kadar ünlü olduğu yeter. Zamanında onun yönetimde olduğu zamanları da biliyoruz. Haksızlıklara yanlışlıklara karşı geleceğine, kuyruğunu sıkıştırıp istifa etmeyi tercih etmişti. İstifa onurlu bir mekanizmadır, doğru ama iş o raddeye gelene kadar yapılması gerekenleri yaptıktan sonra  bu mekaniznayı devreye sokarsın. Kendi hayallerin için kurumları kullanma amaçlı olarak hareket etmezsin. Zamanında Özhan Canaydın'a karşı başkan adaylığı koymak üzereyken şimdi Rahmetlinin mirasçısı gibi davranmak, onun gibi bir Opurtünist için normal osla da bizim için fazla geliyor. Bu anlamda bugün GS tribünlerinin çok iyi bildiği bir durum var ki Adnan Öztürk GS'ın üzerine yapışmış sülüklerdendir. GS'a hiç yararı olmamış,  kaza ile başkan olursa, daha da zararı olacak bir kişilikten öte biri değildir

      GS'lının, bu alternatif adayları gördükten sonra, Başkanlarının değerini bilmesi lazım. Bir tarafta GS'da yönetimde bile değilken "GS'ın borçları azalsın" diye kampanya yapan bir adam (Adnan Polat), bir tarafta, GS'da başkan olmak için hergün medyaya yalan haberler servis eden biri (Adnan Öztürk). Gerçek GS'lıların, GS'ı çıkarları için değil, gerçekten ruhu için sevenlerin, bu adamlara taviz vermemesini istiyorum.

      GS'lılar başkanınıza sahip çıkın. Çünkü o giderse, yerine gelecek adam hergün belli ediyor kendini. Amaçları GS'ı bir yerlere getirmekten ziyade, Aslantepe ve Riva ile oluşacak rantları kontrol altında tutabilmek. Bu uğurda GS lisesini kullanmayı bile  önemsemiyor. Biliyorum ki GS liseli kardeşlerimiz ve ağabeylerimiz bu oyunu çoktan keşfetmişlerdir. Geride kalan 7 ay bunu bize çok daha iyi gösterdi. Adnan Öztürk'ün GS başkanı olma isteği bir masaldan ibarettir. Hiç birimizin de masal dinleyecek vakti kalmamış durumda, GS  öznelinde.

      Umarım Ali Sami Yen'de oynanacak ilk lig maçımız olan Ankaragücü maçında tribünlerimiz, önce Rijkaard'a sonrası Adnan Polat'a sahip çıkar. GS tarihindeki en acınası, aşağılık kampanyalar altında bu klübün yarınlara çıkması için özveri ile çalışmalarına bir nebze karşılık olur belki.

5 Ekim 2010 Salı

Arda Sakatlandı ama Görevi Bitmedi.

      Bilindiği gibi GS futbol takımının göz bebeğ Kaptanımız, herşeyden  önce içimizden biri olan Arda Turan'ı, klübün ona ihtiyac duyduğu bir zamanda en az 6 hafta yararlanamayacak bir şekilde kaybettik yeşil sahalar anlamında.



      Sakatlığının dudyulduğu andan itibaren bir çok kişi gerildi. Almanya içinde bizim kozumuz olan bir adamdı Arda. Ama Arda'yı 60 dakika sakat sakat Belçika maçında oynatarak en önemli maçımıza çıkamayacak duruma getiren Hiddink-Oğuz Çetin-Cengiz Dİnç'in artık mesleklerini düşünmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Cengiz Dinç Hipokrat yeminini diline dolamasın artık. İşin garip yanı 1 aydır sakat olduğundan koşu bile yapmayan, kasları hamur kıvamına gelmiş bir adamı 2. antrenman gününde (üstelik bir gün önce antrenman bittiğinde buz ile çıkmış antrenmandan) çift kale maça almak nasıl bir kabiliyettir inanamıyoruz. Gözden kaçırmayın arkaaşlar, Arda bileğindeki sakatlığın nüksetmesi gibi bir durum ile karşı karşıya kalmadı. Arda, 1 aydır  idmansız olduğu için antrenmanda zorlanmaktan dolayı kasığından sakatlandı. Herry Kewell, Kaka gibi  bir sakatlık yaşıyor artık. Ve bu sakatlık kronik bir hal alabilir. 


      Gene de arkadaşlar bu kadar gerilmeye gerek yok. Arda Turan GS'lıdır, iyi profesyonel değildir. Ama GS'da hangi futbolcu profesyonel oldu ki? Bizi biz yapan değerlerdendir profesyonel olamamamız. Arda'dan önceki ağabeyleri de profesyonel değildi. Arda'dan sonraki kardeşleri de profesyonel olmayacak. GS'ı, GS yapan değerdir belki bu anlayış. Bizim biraz gerilmemizin sebebi Emre ve Gökhan Gönül'ün "sakatım" diyip defalarca milli takımdan aflarını isteyip, hafta sonu FB'nin maçlarında yer alması oldu. Avrupa Şampiyonası öncesi bile Gökhan Gönül sakat sakat FB forması giydi. Bu yüzden Avrupa şampiyonasında oynayamadı. Sağbek olarak Sabri'den başka alternatifsiz kaldık milli takımda. Bizi asıl kızdıran bunlar. Arda bir an  göze battı bu yüzden. Olsun varsın ne yapalım. Bu ülkenin milli anlamda güldüğü yıllara bakın hep GS'lılar  önderlik etmiş. Böyleydi böyle kalacak  Bu ülkenin takımıyız bizler. Başka cumhuriyetler peşinde koşmuyoruz. 

      Arda'nın görevi sadece sahada olmak değil zaten. Arda GS kaptanına yakışır şekilde  ne olursa olsun GS futbol takımını toplamalı birleştirici olmalı. Camia Arda'dan bunu bekliyor. 2008'de sakat sakat Sivaslara giden, Hasan Şaş gibi olmalı, yeri geldiğinde. ama takımı birleştirmeli. Kaptan bunu yaparsa, hiç oynamasa bile olur. Bize en büyük katkıyı vermiş olur.  Arda'da da bu zeka ve akıl var.Biz de ne olrusa  olsun arkasındayız 

Ele güne karşı Saldır Cim bom!!!..

4 Ekim 2010 Pazartesi

GS'ın geçmiş kadroları ve Rijkaard'ın eline verilenler

      Bugünlerde Rijkaard için tepkiler başladı. En çok söylenen de Takımın top oynamadığı oyunun keyif vermediği anlamında. Oyunun keyif vermediğini söyleyen insanların bu arada "yetiş Lucescu" demesi ise çok daha ironik bir durum bence :)

      Rijkaard'ın elinde zayıf bir kadronun olduğunu söylüyordum iki sezondur. O iki sezonda bana deliymişim gibi baktılar. Şimdi sizlere Gerets ,  Rijkaard, Skibbe ve o kötü uyduruk takımı (!) şampiyon yaptı denilen Lucescu'yu ve o uyduruk takımını göstereceğim.



                               Lucescu'nun o sözde zayıf 2001-2002 kadrosu 


Kaleciler: Mondragon, Kerem İnan, R. Kingson, Mehmet Bölükbaşı

Savunma: Bülent Korkmaz, S. Perez, Emre Aşık, Victoria, Vedat, Capone, Hakan Ünsal, Sabri Sarıoğlu

Orta Saha: Suat Kaya, Batista, Ergün, Sergen, Hasan Şaş, Berkant, Ufuk Talay, Erhan Namlı, Fleurquin, Bülent Akın, Ayhan Akman, Duro

Forvet: Ümit Karan, Murat Sözkesen, Arif Erdem, Niculescu, Serkan Aykut



İdeal 11: Mondragon/ Perez-Bülent-Emre-Hakan Ü./ Hasan-Batista-Suat-Sergen/ Ümit -Arif

İkinci 11: Kingson / Sabri-Vedat-Capone-Victoria / Bülent Akın- Ayhan akman-Ergün Penbe-Fleurquin/ Niculescu-Serkan Aykut

Geriye Kalanlar: Kerem, Mehmet Bölükbaşı, Berkant,Ufuk, Erhan Namlı, Duro, Murat Sözkesen



                                                    Gerets 2005-2006

Kaleciler: Mondragon, Aykut, Fevzi

Savunma: Tomas, Song, Orhan ak, Cihan Haspolatlı, Sabri, Yalçın Ayhan, Ferhat Öztorun, Uğur Uçar, Erkan Ferin, Suat Usta

Orta Saha: Saidou, Heinz, Hasan Şaş, Ayhan, Altan, Volkan İliç, Zafer Şakar, Mehmet Güven, Arda Turan, Aydın yılmaz, Ergün Penbe,

Forvet: Hakan Şükür, Necati Ateş, Ümit Karan, Hasan Kabze, Özgürcan

 İdeal 11:  Monragon / Cihan-Tomas-Song- Orhan / Hasan- Saidou-İliç-Arda/ Hakan- Necati

 İkinci 11: Aykut / Sabri- Yalçın - Suat Usta-Ergün / Altan-Volkan-Ayhan-Aydın / Ümit Karan-Hasan Kabze

Geriye Kalanlar: Fevzi Elmas, Uğur Uçar, Erkan Ferin, Heinz, Zafer ŞAkar, Mehmet Güven, Özgürcan




                                                    Skibbe 2008-2009

Kaleciler: De Santchis, Aykut, Orkun

Savunma: F. Meira, Emre Aşık, Servet Çetin, Sabri, Hakan Balta, Volkan Yaman, Serkan Kurtuluş Uğur Uçar, Semih Kaya

Orta Saha: Linderoth, Lincoln, Arda, Ayhan, Barış, Mehmet Güven, Aydın Yılmaz, Hasan , Mehmet Topal, H.Kewell

Forvet: Baros, Nonda, Serkan, Ümit Karan

İdeal 11: De Santchis / Sabri - Meira - Servet - Hakan Balta / Hasan Şaş - Linderoth - Ayhan - Arda Turan / Lincoln - Baros

İkinci 11:  Aykut / Uğur Uçar - Emre Aşık - Semih Kaya - Volkan Yaman /  Barış - Mehmet Güven - Mehmet Topal -  Kewell / Nonda - Ümit Karan

Geriye Kalanlar: Orkun Uşak , Serkan Kurtuluş, Aydın Yılmaz, Serkan Çalık



                                                  Frank Rijkard 2009-2010

Kaleciler: Leo Franco, Aykut, Ufuk

Savunma: Sabri Sarıoğlu, Uğur Uçar, Emre Güngör, Emre Aşık, Servet Çetin, Gökhan Zan, Lucas Neill (2. yarı geldi), Hakan Balta, Serkan Kurtuluş, Caner Erkin

Orta Saha: Barış Özbek, Elano, Ayhan, Mustafa, Mehmet Topal, Linderoth, Arda Turan, Kewell, Aydın Yılmaz, Keita, Emre Çolak

Forvet: Baros, Nonda,

İdeal 11: Leo Franco / Sabri - Gökhan - Servet - Hakan / M.Topal- Ayhan - Elano / Keita - Baros - Arda

İkinci 11: Aykut / Uğur - Neill - Emre Aşık - Caner / Barış - Mustafa - Emre Çolak / Aydın yılmaz - Nonda - Kewell

Geriye Kalanlar: Ufuk Ceylan, Serkan Kurtuluş, Linderoth, Jo, Dos Santos

      Lucescu'nun zayıf , uyduruk, acemi mangası denilen kadrosu bu kadrolar arasında bence en iyisi. Çok geniş her mevkii de bir kaç oyuncusu olan bir kadro. Gerets'in kadrosu ise hücum anlamında üst düzeyde. Skibbe'nin kadrosu da nispeten bu seneden daha iyi onun şanssızlığı göbek defansda istikrarı sağlayamaması. Bir kere Rijkaard'ın kadrosuna gelene kadar olan tüm kadrolarda dikkat çeken  başlıkları sıralarsak

1- Kalede Güven veren bir kaleci
2- Türk oyuncu kadrosu  üst düzey
3- Forvet - golcü anlamında en az dörder golcü var
4- Orta sahada gerçek yeri Savunmaya dönük olan en az 3 hatta 4 oyuncu var
5- Savunma göbeği kesinlikle net isimlerden kurulu
6- Takımların tamamında bulunan ortak isim olarak Hasan Şaş gibi, takımını ayakta tutan biri
7- Sergen, İliç, Lincoln gibi oyun kurucu karakterli oyuncular bu takımlarda var.

      Bu Kadroları bir değerlendirmenizi istiyorum. Rijkaard'ın neden hücum oynamayacağını da düşünmenizi öneriyorum. Yarın Rijkaard'ın şanssızlıklarına ve Rijkaard'ın bize verdiklerine değineceğim. Mutlaka bu geçmiş kadrolardan ve hocalardan da bahsedeceğim aradaki farklardan. Verdiğim 4 kadrodan ilk ikisi sezonu şampiyon olarak tamamlarken son ikisi şampiyon olamadı. Aklıma takılan sorular.

1- Neden Gerets'in takımı 2006 da 16 dakikalık o efsane şampiyonluğu alırken ertesi sene aynı kadro ligi 57 puanlarda bitirdi?

2- Neden Lucescu'nun takımları o gittikten sonra kumdan kaleler gibi çöküyor uzun süre kendine gelemiyor

3- Terim'in ilk sezonu "GS futbol oynamıyor" diyen basınla, şu an ki GS ve Basın arasında ne gibi benzerlikler görüyorsunuz?

29 Eylül 2010 Çarşamba

Ayhan Şahenk'e Akıyoruz Kırmızı Kırmızı!!!

    




      Sezonu Avrupa beklentisi olmadan açan bir takımdık. Aslında yönetimin çabaları ve Oktay Mahmudi'nin sözleri sonrası bir beklenti içine girmiştik.  Basketbolda Avrupa ligi ve Kupasında kura çekimleri olduğu gün ise bu beklentilerimiz bitti. Bu sene ligde yer kapma, önümüzdeki sezon için şampiyonluk hesaplarını güçlendirme yılı olarak görüyorduk. Bunun içinde en büyük beklentilerimiz karakterli basketbolcularımız, Oktay Mahmudi'nin takıma verebilecekleri ve tabii ki büyük GS taraftarı idi. 

      Ben bir GS taraftarıyım. Sizden çok değil ama az da değil. Oyuncuların ve Hocanın yapbilecekleri konusunda beklentim olur ama taraftar konusunda beklentilerim dışında yapabileceklerim de var.  Geçen seneki süper taraftarın üzerine biraz daha taraftar ekleyebilmek adına çalışma yapabilirim  ve bunun bir parçası olabilirim. Ben de bunu yaptım. Çevremdeki herkesi GS maçlarına davet ettim. Kombinelerimiz çıktığında herkesin o kombinelerden alması için bilgi verdim, bir nevi lansmanını yaptım. Ama Galatasaray Sözlük ile GSbasket.org'un  çok daha güzel bir çalışması başladı. GS'ın internet ve sosyal hayattaki platformlarını, GS'ımızın avrupa için henüz sezonun başında en önemli maçına gelmesi için birleşmeye ve Ayhan Şahenk'e akma davetini bu yüzden büyük bir sevinç ve heyecanla kabul ettim, sarıldım.

      GS spor klübünün her branşında hedef, tabii ki şampiyonluktur. Ama bizim aşkımız şampiyonluklarda değildir. Bunu bir çok kez ispat ettik tribünlerde. En tazesi geçen sene yaşandı. Bırakın şampiyonluğu, küme düşmek üzere olan takıma, Büyük GS'lı Cem Akdağ ve talebelerine sarıldık. Ligdeki tüm takımların seyirci ortalamalarının toplamından daha fazla bir seyirci ortalaması ile salonlardaydık. 

      GS farklı bir yerdir ve bunu sizler de bilirsiniz arkadaşlar. Bu takım gücünü taraftarından alır. Taraftarda takımından. Terleri ile parkeleri ıslatan oyuncuları gördükçe tribünleri sahaya yakınlaştıran taraftar ve tribünler sahaya yakınlaştıkça, parkeleri ter içinde bırakan oyuncularımızla bir bütün olduk, engelleri aştık. Yarın da bu enegllerden birini aşacağız. Sahadaki bizlerin mücadelesi, tribündeki onların  desteği ile. Bu yüzden Galatasaray Sözlük'ün ve GS basket'in çağrısına kulak verelim, destek çıkalım. Yarın Ayhan Şahenk'e kırmızı akalım sahayı dar edelim rakibe, oyuncularımızın yanında yer alalım. GS'ın Kadınlar'da FIBA Euro Cup finalini canlı seyreden 3500 kişiden biri gibi mi olmak istiyorsun. Yoksa Orada olduğunu iddia eden ama o anları yaşayamayan 35000 kişiden biri olmak mı? Yarın gelebildiğin kadar kişiyle Kırmızı gel. O şanslı3500 kişiden biri ol. Kapıda binlerle beraber girebilmek için izdiham yarat ve şahitlik et bir şenliğe.GS basketbol şubesi için Şafak vakti geride kaldı arkadaşlar, bu maçla geleceğin Işıl Işıl olduğunu görelim, gösterelim. 

      Herkesi en Kırmızı  hali ile Ayhan Şahenk'de görmek, gelemeyenlerin o ateşi içlerinde yakmaları dileğiyle

Kırmızı ulan!!!

24 Eylül 2010 Cuma

Hayata dair Hayattan uzak...: Türkiye'de Yorumcu Gerçeği 1

Hayata dair Hayattan uzak...: Türkiye'de Yorumcu Gerçeği 1: " Türkiye'nin futbol matematiğine değinecektim aslında. Önceliğim buydu. Ama bunu anlatmadan önce Türkiye'deki yorumculara değinmenin da..."

Türkiye'de Yorumcu Gerçeği 1

      Türkiye'nin futbol matematiğine değinecektim aslında. Önceliğim buydu. Ama bunu anlatmadan önce Türkiye'deki yorumculara değinmenin daha yararlı olacağını düşünüyorum. Üç boyutlu bir filmi seyredebilmeniz için dağıttığım gözlükler olarak düşünebilirsiniz de bu konu başlığımı.

      Türkiye'de futbol yorumculuğu yapmak, dünyanın ne kolay işidir. Sokak aralarındaki kahvelerden daha büyük katkı verilmez yorumcuların anlatılarında. Mesela maçı seyrederken, yanlış pas veren adam için "yahu bu adamı nereden bulmuşlar, gel bizim mahalleye bunun gibi 60 tane futbolcu bulurum size" diyen kahve müdavimi ile Cana'yı kastederek "Bundan Bank asya'da 60 tane bulurum size" diyen Rıdvan arasında fark varmıdır sizce? Bu spesific, tat verici yorumlara birazdan döneceğim. Önceliğimiz olan "yorumcu ne yapmalıyı" açmak istiyorum.

      Öncelikle yorumculuk yapan adam, farkını belli edecek, oyunu analiz edecek. Sokaktaki adam bu yorumu duyduğunda, "bu yüzden o yorumcu, ben vatandaşım" diyebilmeli. Futbolun genel konuşamlarını değil öncelikle o anlattığı maçı yorumlayabilmeli. Mesela GS-İBB maçını yorumluyorsa  İlk olarak, GS'ın o maçta nasıl oynadığını anlatmalı bana. GS pozisyona girdiyse, rakibin hangi zaafından yararlandı bunu anlatmalı. Nerelerde zorlandığını belirtmeli. Bizim yorumcularımızın en önemli hatalarındandır. GS maçı yorumlayacak bir yourmcunun konuya girişi bellidir. Hakan Şükür yorumluyorsa, GS yönetimi diye girer konuya, Rıdvan yorumluyorsa "Şimdi Reykard.." diye başlar. Sergen gibi bir yorumcunun yorumu genelde, "ya ne işim burda yeaaa, şimdi ben bir kere böyle  kötü bir İBB görmedim daha önce" diyerek yeneni övmemek için yenileni yermeyi tercih eder. Ahmet Çakar gibileriyse tırnak içinde gene ona buna adamlık öğretir ama maçla ilgili hiç bir şey konuşmazlar.

      Bir kere maç yorumlamak için maça gitmek gerekir. Futbol maçından bahsediyorum tabii ki. Mesela basketbol maçında, kamera açısı aynı anda sahada yer alan tüm oyuncuları gösterecek şekildedir. Bu yüzden basketbol yorumculuğu yapan biri, bu işi gayet tabii ki TV'den yapabilir. Ama işin ilginç yanı bu ülkede Basketbol yorumcuları maçları maçtan yorumlar, futbol yorumcuları ise maça gitmez.

       Fahiş fiyatlarla kanallara transfer olan bu adamların işlerine karşı bu derece saygısız olması, aslında bir Türkiye dramıdır. Ülkede iş yapmadan para kazanmaya alışmış, kredi kartı memurlarının arttığı bir dönemde, yorumcusunun, emeğine saygı duymasını beklemek biraz nafile çaba olsa da büyük paralar kazandıklarından bu beklentimize devam etme saflığı içindeyiz. Rıdvan'ı ele alalım mesela. Milli maçlar dışında, Süperlig'de yorumladığı maçlar içinde, en son hangisini bilakis staddan seyredip yorumlamıştır seyredenlerine? Bizlere saygısı olmayan biridir Rıdvan. Üstelik futbol bilgisi de sınırlıyı geçtim, kahvedeki normal insan ile aynı düzeydedir. Bu yüzden de insanlar Rıdvan'ı severler. Çünkü kendileri gibi sığ düşünen birinin  sığ yorumları, onları da birer Rıdvan yapmaktadır.
 
       Tekrar ediyorum futbol hakkında yorum yapılacaksa mutlaka o yorumu yaptığınız maçı çıplak gözle seyretmek zorundasınız. Aranızda, "olurmu tv'den bir pozisyonun onlarca tekrarı var, bu yüzden Tv daha iyidir" diyenelr çıkacaktır. Ama alakası yok. Mesela maçı TV'den seyreden vasat futbol bilgili  bir sporsever GS maçı seyrettiğinde Barış Özbek için çok iyi düşünceler içine girebilir. E tabii, Barış ne zaman TV'nin kadrajına girse amiyane tabirle köpek gibi koşan bir Barış görürler. Oradan oraya atlar, zıplar, mücadele eder. İşte terini sahaya akıtan bir futbolcu (!)

      Oysaki maça giden vasat  futbol bilgili taraftar, açık alana baktığında görecektir ki top Barış Özbek'in yakınında olmadığı zamanlar Barış topu bile takip etmemekte, orta sahada eli belinde gezinmektedir. Ondan sonra maç istatistikleri geldiğinde  TV'den gördüğümüzde hep depar atan  Barış 8 Km koşmuş ama hayatım boyunca depar attığını görmediğim Xavi ve Misimoviç gibi adamlar 11-12 Km komuş olduğunu görürüz. Çünkü Xavi orta sahada pası  aldığı an, pasa kaçan arkadaşını görür, pasını atar yerinde durmaz. Hemen alan değştirir, top ayağında olan arkadaşının ona en rahat pas atabilecğei bölgeye geçer. Arkadaşı için bir pas alternatifi yaratır böylelikle. Arkadaşı o pası atarsa,  uygun birine pası atar, gene pas alacağı yere kaçar. Eğer arkadaşı ona pas atacaksa rahat olsun diye. Top rakibe geçti mi direk adamın ayaklarına kayarak girmez. Çünkü bilir ki bir orta saha oyuncusunun ilk görevi, rakip atağa kalktığında o atağı yavaşlatmaktır. Defansının yerine gelmesi için zaman kazandırır. O arada top ayağında olan rakip oyuncuyu kenar çizgiye doğru sürer. Mesela sol çzigiye sürdüyse (ki o sırada arkadaşları  pasın atılabileceği adamları kapatır) solbek ve sol açıkla adamı çzigiye sıkıştırır ve dengesiz bir pas atmasını sağlar ya da topu alır.

      İşte TV'den seyrederken bunları göremezsiniz. Bahse girerim Xavi GS'a gelse, Rıdvan, Sergen gibi yorumcuların diyecekleri bellidir. "E Xavi artık yaşlandığı için buraya geldi zaten. Adam koşmuyor.rakibe basmıyor. Barış onun yerine dinamizm getirir orta sahaya" gibi abuk sabuk mesnetsiz yorumlarda bulunurlar. Çünkü futbolu bilmiyorlar ya da böyle konuşmaları için manipüle ediliyorlar.

      Bir yorumcunun köşe yazarından farkı, tarafsız olması gerektiğidir. GS'lı, FB'li yorumcu olmaz. Çünkü bu programlar alternatifi az olan programlardır. Gazete ve internet okuyucuları, kendi yandaşı yorumcuları okuma tercihine sahiptir ama TV'lerde bu alternatif az olduğundan verilen programa göre birini seçerler. Ne yazık ki ülkemizdeki yorumcularda bir takımın yandaşı olmaları gerektiği bilinci ile hareket ederler. Rıdvan Dilmen eğer bir yorum yapacaksa, bu yorumu sırf FB'ye endexli yapma hakkını kendinde görmemeli.. Hatta mesela GS-İBB maçı hakında yorum yapıyorsa (ki orada bile FB endexli yorum yapabiliyor) GS hakkında değil, İBB hakkında da yorumunu ortaya koymalıdır. Sonuçta İBB'nin taraftarı yok gözükse de illaki nasıl oynadığını bilmek isteyen insanalrın olacağını düşünmek zorundalar.
       Ayrıca İBB'nin nasıl oynadığına dair ortaya konulacak bir durum değerlendirmesi, başta iddaaseverler olmak üzere  diğer büyük takımların taraftarlarını da ilgilendirir. Ama bizim ülkemizde yorumculuk kolay olduğundan, Misal GS-İBB maçında Baros gol kaçırır İBB kalecisi kurtarmaz. Ufuk gol yer, İskender atmaz.. Her şey büyük takımlara göre endexlidir. Bu yüzden de kahve müşterisine hitap ederler. Sonrasında da ağlamaya başlarlar "spor programları gece yarıları yayınlanıyor" diye. Oysaki bunun müsebbibi kendileridir.

      "Yorumcu gerçekleri" hakkında yazılacak çok konu başlığı var. Bunları ve yorumcuların yaptıkları dezenformasyon ile manipülasyonları ayrıca yazacağım  Bu yüzden de bu konu başlığını bir kaç bölüm halinde  yazıyorum...

23 Eylül 2010 Perşembe

Hayata dair Hayattan uzak...: GS'ın Yenilenen Kadın Basketbol Takımı

Hayata dair Hayattan uzak...: GS'ın Yenilenen Kadın Basketbol Takımı: " Galatasaray kadın basketbol takımı geçtiğimiz sezon sonrası büyük değişikliklerle yeni sezona başlıyor. Hoca değişikliğinin ardından y..."

GS'ın Yenilenen Kadın Basketbol Takımı

      Galatasaray kadın basketbol takımı geçtiğimiz sezon sonrası büyük değişikliklerle yeni sezona başlıyor. Hoca değişikliğinin ardından yabancı oyuncularımız S.Young, K. Douglas, T. Catchings, Y. Leuchanka ve Vecerova , yerli oyuncularımızdan, E. Şencebe, Y. Horasan, Nilay Yğit (Üçüde BJK'a gitti yerli oyuncularımızın) takımdan ayrıldı. yerlerine ise Yabancı olarak, taraftarın sevgilisi Prenses Seimone Augustus, Pota altı karartıcısı Sylvia Fowles, Gintare Petronyte, Doneeka Hodges, Monique Currie, ve yerli statüsünde oynayacak yabancımız M.Campell (nam-ı değer Melis Can) katıldı. Yerli oyuncu olarak ise  ligde sınırlı yerli oyuncu sepetinden Ceyda Kozluca gibi geçen sene Kocaeli'de nerdeyse 40 dakika ortalama ile oynamış güçlü ve istikrarlı bir oyuncuyu kadromuza kattık. Bunun dışında, Nihan Anaz, Melek Bilge, Gülşah Gümüşçay da yeni katılan oyuncualrımızdan oldular. Bu kadroyu  aynı zamanda milli takımımızın da hocası olan  Ceyhun Yıldızoğlu'na emanet ettik. Ceyhun Hoca'nın gençlere karşı olan özel ilgisi de dikkate alındığında bu sene yerli rotasyonumuz içinden, hiç beklemediğimiz gençlerinde çıkış yapacağını düşünmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Yasemin ile Esra'yı farklı bir forma altında görmek garip geliyor. Görüntüde yeni transfer Ceyda


      Açıkca görüldüğü gibi, bu sene takım büyük bir değişim içinde. Yeni toplanan birbiriyle oynama alışkanlığı olmayan bu grubu, takım yapmak oldukça zor ve zaman alacak bir süreç. Bu alışma evresinde taraftar olarak takımın iyi ve kötü anlarında yanında olmalıyız. Takımın birbiryle paylaşımlarını arttırdıkça vites yükselteceğini bilmeli, esas mücadelenin  Play-Off'larda yaşanacağı akıllardan çıkmamalı.

      Ne var ki Ceyhun hocanında dediği gibi Play-Off turlarında ev sahibi avantajını elimizde tutmak istiyorsak tüm rakiplerimize karşı normal sezonda üstünlüğümüzü korumak zorundayız.

      Takımımızın bu sene Magic cupta iki maçını (birini salondan) seyrettim. Bugün oynanan BJK maçını da GSTV'ndan  izleme şansı buldum. Hazırlık evresi ve oyuncularımız ile ilgili değerlendirmemi daha sonra yapacağım. Sonuçta ilk hedefimiz 20 Ekimde FB ile oynayacağımız Cumhurbaşkanlığı kupası final maçı olacak. O zamana kadar yabancı oyuncularımızın da ivedilikle kampa katılması sağlanmalı ve ihtiyacımız olan "takım olabilme" duygusu ile oyuncuların birbirini tanıması hızlandırılmalı. Sonuçta finalde karşılaşacağımız rakibimiz, birbirini tanıyan, uzun süredir bir arada oynayan oyunculardan kurulu bir ekip.

      GS Kadın Basketbol takımı yeni bir anlayışla yeni bir sürece başlıyor. Beklentiler  bu camiada her zaman yğksektir. Umarım beklentileri karşılayacak mental ve fiziksel gelişimini tamamlamış olarak 20 Ekim'den itibaren bu takımla beraber yürüyüşümüz başlar.
Not: Takım hakkında bireysel ve genel değerlendirme yapacağım ama takımın bir kaç maçını daha seyretmekte yarar var diye düşünüyorum. Şu an için yapılacak yorumlar pek sağlıklı olmayacaktır. Ama Ceyhun Hoca'nın şimdiden  bir kaç alt yapı oyuncumuzu takıma kazandırma girişimleri içinde olmanın keyfini yaşıyoruz.