21 Eylül 2010 Salı

Evren Büker Sorunsalı

      "Evren Büker Sorunsalı". Aslında Sorunsal kelimesini kullanmayı seven biri değilim ama  durum tam olarak bu kelime ile anlatılabilir ancak.



      Bilindiği gibi Evren Büker, geçen sene "Cemal Nalga forma değişmesi" olaylarından sonra çöküntüye giren basketbol şubemizin, ayağa kalkmasını sağlayan, o takımın nerdeyse yegane yerli oyuncusu idi. Mücadelesi, savunması ve kritik anlarda denediği şutlarının yanında, içeri yaptığı penetreler ve mücadelesi, tribünler için vazgeçilmez oyuncular arasına girmesini sağlamıştı. Hemde bunu 8-9 aylık bir süreçte başarmıştı. 

      Tabii mevuu Galatasaray Basketbol şubesinde geçiyorsa, kaosa, bilinemezliğe her zaman açık olmak gerekiyor. Bu süper kadro, lig bittikten sonra herkesin beklediği ama istemediği bir şekilde dağıldı. Yabancı oyuncularımız konusunda da beklentilerimiz kalması yönündeydi ama biliyorduk, burası GS basketbol şubesi. Kalmayacaklarını biliyorduk. GS basketbol şubesi de olsa burası, Evren Büker gibi bir genci ellerinden kaçırmayacaklarından emindik (Sanırım bu da bizim toyluğumuzdan kaynaklanıyor). GS basketbol şubesi Evren'i de elinden kaçırdı.

      Rakamlara girmeyeceğim. O çok verdi, o az istedi, biz daha az verdik  gibi konulara girmeye gerek yok.. Bu mevzu da iki tarafında haklı ve haksız yanları olduğu kesin. Trafikte çok beğendiğim bir kural vardır. Mesela araba ile gidiyorsunuz, sağda park etmiş bir araba var. Gidip ona vurdunuz. Trafik experleri gelir, bakar  ve 7/8 sizi, 1/8 o park etmiş aracın sahibini suçlu bulurlar. Yani, en kesin, net olaylarda bile bir taraf suçlu, diğeri suçsuz diye bir şey yok. Bahsettiğimiz adam da 25 yaşında bir çocuk. 50'li yaşların olgunluğundaki adamların, bu çocukla görüşme yaparken, aynı olgunluğu onun da göstermesini beklememeleri lazım. Görüşmelerde bir sorun yaşandığı kesin. İki tarafında bu görüşmelerde bir sorun oluşturduğu da.

      Sonuç olarak GS, yerli oyuncu sepetinin çok dar olduğu bir branşda değerli bir oyuncusunu kaybetti. Evren  bazı arkadaşların dediği gibi parayı tercih etti, GS'a ve Trabzon'a gitti. Trabzon'da da aradığı saadeti bulamadı ve şu an boşta. İsmi GS ile de anılmaya başladı. Ve tartışmalarda başladı. Evren GS'ı para için sattı diyenlere karşı, benim gibi düşünenler arasında.

      Para için satmak,  zaten ağır bir tabir. Evren veya başka bir sporcu, bu işi para için yapmakta. Bu yüzden de daha fazla verene gitmekte bir yanlış olduğunu düşünmüyorum. Ki Evren, GS'dan ayrıldıktan sonra da GS için herhangi bir olumsuz söylemde bulunmadı. Bahsettiğimiz oyuncu ki 8 aydır GS'da olan bir oyuncu. 8 ayda ne zaman adamı sembol yaptınız, GS'lı yaptınız da GS'ı sattığında hem fikir oldunuz. Ki bu gözler GS'lılığı tartışılmaz olan Cüneyt Erden'in geçen sene ligin son maçında (Bornova Bld'nde oynuyordu) GS tribünlerinden küfürler yediğini de gördü. Eğer bir sembol olayı varsa Cüneyt kaptan, Evren'e göre sembol kere semboldür.Ama GS taraftarı o anlamda bir sahiplenme içinde yer almadı. Boş anlarında GS'ın futbol maçlarını kaçırmayan 10 numaralı formayı giyen Murat Kaya için edilen lafları da biliyorum. Yani Murat para için ya da başka bir şey için satmadı GS'ı. Peki o zaman taraftar neden sattı Murat'ı, Cüneyt'i ?

      Para söz konusuyken aklıma geldi, hemen sorayım sizlere. Bu sene temmuz ayının sonu, Milan Baros birden sakatlandı. Takımla maçlara çıkamamaya başladı. Diğer yabancıların fazla para alması, kendisinin daha az bir paraya oynadığını düşünüp, yeni sözleşme istedi. Moda deyimi ile para için GS'ı satacak konumdaydı. Tabii bu kez yönetimimiz mantıklı davrandı ve yeni sözleşme yaparak Baros'un takımımızda kalması sağlandı. Evren'den farkı, yabancı olması ve sözleşmenin yapılması sonucu GS'dan ayrılmaması.



      Gene aynı konudan gidersek, Simas Jasaitis takımımıza tekrar kazandırılması istenen yıldızların başında gelen bir basketbolcu. Oysa  Simas'ın geçen sezon Sine Büyüka'ya verdiği röportajda, "tabii ki FB daha fazla para teklif ederse orada oynarım. Bu işi para için yapıyorum" dediğini de biliyoruz. Mesela Rancik aynı röportajda, "hayır gitmem" demişti.

       GS taraftarının bir kısmı, "küçük olsun benim olsun" anlayışı içerisinde. Takımın büyüme hedefli olmasından ziyade, onların mantalitesinde olmasını istiyorlar. Tribüne veya salona gelmemeyi de bir koz olarak her an elelrinde tutuyorlar. GS taraftarı bir protesto yapacaksa bile bunun yerinin,  seslerini duyurabildikleri en önemli alan olan, stadlar ve salonlar olduğunu bilmesi gerek. GS'ı takip edip etmeyeceğim, Evren'in GS'da oynayıp oynamayacağına bağlı olmamalı. Papatya falı bakmıyoruz. GS ve ona olan sevgimizden bahsediyoruz. Bu klübün basketbol şubesinde hiç oynamadıysa 1000 basketbolcu oynamıştır. Hiç biri GS sevgimin önüne gececek kadar sevilmeye değer değildir (buradan onları sevmediğim anlamı çıkmasın).

      Evren kimilerine göre bir terbiyesizlik yaptıysa, bu terbiyesizliği GS'a değil yönetimine yapmış olabilir. Tabii o ikili görüşmelerde nelerin konuşulduğunu bilmediğimizden, yöneticilerin de ne derece haklı olduklarını bilemiyoruz (trafik örneğim unutulmasın). Eğer GS yönetimi bütün yaşananlardan sonra Evren ile tekrar masaya oturuyorsa, ortadaki belirlenen sorun, bizim düşündüğümüz kadar değil demektir. Ya da suç, Evren'de olmayabilir, ortada bir uzlaşma sağlanmış veya hatalar karşılıklı telafi edilmiş olabilir iki taraf açısından. 

      Bu arada "İn Oktay we trust" diyen arkadaşların, "Evren gelirse ben yokum" demesi, bu ilk cümleleri ile de tezat oluşturmakta. Eğer Oktay hocaya güveniyorlarsa ve bu takımın tek yetkilisi Oktay hoca ise, ona sorulmadan takıma Evren dahil edilmez. Oktay hocaya güveniyorum AMA dediğiniz an, aslında güvenmediğiniz anlamına gelir. %99 güven olmaz. Güven ya tamdır, ya hiçtir. "Ahmet'e çok güveniyorum ama kasada oturtmam"  demek Ahmet hırsız olabilir ona güvenmiyorum demek değilmidir mesela?

      Bu arada GS'ın etik değerlerini irdeleyen ve herşeyin üstünde tutan arkadaşların, Cem Akdağ'a yapılan ayıp karşısında da aynı duyarlılığı göstereceğini umuyorum. Benim gözümde, GS'ın alt yapısından yetişmemiş, GS'a gelmeden önce de bir ismi olan bir oyuncunun, para için başka klübe gitmesinde hiç bir sakınca yoktur.  GS'ın amatör branşlarında eğer gönderilmezse, başka bir takıma para için kendi gitmeyecek olan tek oyuncu Işıl Albendir. Bunun yanına, Tuğba Palazoğlunu da belki diye ekliyorum. Bunların dışında da kim nereye ne sebeple gidese gitsin şaşırmam üzülmem.



      Evren ile Emre Belözoğlunu bir tutan arkadaşlarda var :) Emre dediğiniz adam, GS'da Emre oldu. 10 sene GS'da oynadı. GS'dan gittiğinde fırsat buldukça GS'ın yönetimine laf attı. "Ölene kadar GS'lı Emre olarak kalacağım" dedi. Araba kazasında birini öldürdüğünde, GS taraftarı ona sahip çıktı ona "Katil Emre" diyenlere inat. Yıllar sonra Türkiye'ye döndüğünde, bu kez yeni gittiği klüp için, "Ben aslında  hep bu FB'yi tutuyordum" dedi. Hatta ilginç bir olay, Niang  ilk geldiğinde antrenmana kırmızı ayakkabı ile çıkınca, orta sahadan koştura koştura gitmiş "burada kırmızı ayakkabı giyilmez!!" demiş. Bu derece şirazesi kaymış adam ile GS'da hepi topu 8 ay oynamış, basketbol geçmişinde GS olmasaydı da ligde basketbolcu olarak yer alacağı kesin olan ve GS'dan ayrıldığından itibaren hiç bir zaman GS hakkında kötü bir demeci olmamış adamı aynı kefeye koyamazsınız. 
       Aslında bu, Evren'in taraftar gözünde ne kadar da sevildiğinin göstergesi. 8 aylık bir adamı sembol statüsüne bu kadar kolay yükseltilmemesi konusunda bir derstir belki de. Evren, GS'ın sembollerinden değildir. bu olmayacağı anlamına gelmez. Metin Oktay'ın bile ısrar edip Palermo'ya gittiğini unutmayalım. Geri döndüğünde gene GS kadrosunda yer aldı ve aynı Metin olarak hafızalara kazındı. Evren için de bu olmaz değil. ( yada onu sembol yapıp, 2 ayda yere batıranlardan 1 sene sonra farklı bir tutum beklemek de şaşırtıcı olmaz).

      Şunu da eklemek isterim. Sahadaki oyuncuların GS'lı olması veya olmaması beni hiç alakadar etmez. Mesela şu an kimse bana Kewell'in GS'lı olmadığına ikna edemez. Aldığı paranın hakkını vermek için mücadele eden gerçek bir sporcu kendisi. Ama taraftar şunu unutmasın. Bu adamlar GS'dan ekmek kazanıyor. Arda'sı, Sabri'si, Mustafa'sı, Kewell, Neill,  Baros'u hepsi GS'dan ekmek kazanan adamlar. Bizler ise Ekmeğimizi GS ile paylaşan insanlarız. Yani sahadaki adam hangi takımı tutmuş umurumda değil, aldığının karşılığını versin. Yoksa sensin GS'lı, benim, biziz. Bu anlamda da Evren'in aldığının karşılığını kesinlikle vereceğine eminim. Tek isteğim bu. GS'lı olmasın, gücünü  sahaya, terini zemine akıtsın.

      Sonuç olarak, GS'ın artık layık olduğu yerlere tekrar geri dönmesini, ligin zirvesine oynayan bir takım olmasını istiyorum. Karşılıklı sinerji ile olacak bir durumdur bu. GS taraftarı her sene maçlara gitmemek için kendine bir bahane yaratmakta. Lütfen artık bahane üretmeyin, takımınızın yanında yer alın. Bu takımın seyircisi ile birlik olduğunda, neler yapacağını futbolda da basketbolda da gördük. Hiç birimiz diğerinin GS'lılığını sorgulamasın. Bizim için aslolan GS. Ve GS sevgimiz, kişisel nefretlerimizin her zaman önünde yer alacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder